Akşam üzeri izlediğim bir reelsdeki rakamsal önermeler aklıma giriyor, sırf öylesine de olsa, ve sonucun neye tekabül yani hangi anlama geleceğini bilmeden, doğum tarihimin rakamlarını toplarken buluyorum kendimi,
hatırladım tek şey, yani beni önerdikleri bilgiye götürecek ki sallama veya pek kişisel olduğu anlaşılan o bilginin tek aklımda kalan ögesi, çıkan sayının senin hayat amacını bulduğun yaşın olması gibi saçma bir şeye yani: aklım takılıyor. 26 yaşında yapmakta olduğum o şey benim hayat amacım mıydı yani diyip biraz neredeydim ne yapıyordum diye düşünüp, başka reelse, bir başka reelse, filme, diziye, uykuya, kahvaltıya ve kahveye kaydıktan sonra bilgisayar başındayım. Bu sefer de yapmam gereken şey, birkaç ay önce imç'de denk geldiğim ve aslında 2012de Peyote'de konserlerinde de çektiğim alman grup fotoğraflarını editlemem gerektiği, beklenen haber birkaç ay geç geldi, ben de tembellikten ne editledim ne de baktım lakin bu geç kalmışlık sayesinde, başka bir arşiv taramasında 2012de konserlerinde de onları çekmiş olduğumu görmüş oldum. Yani neymiş her işi zamanında yaparsan arada bişeyler eksik kalabilir gibi bişey olabilirmiş yani, neyse, bugün de işte onları çektiğim digital fotoğrafları ararken, analogları buldum lakin digitaller kartımı arkadaşımın harddiskine boşalttığımdan ve onları almamış olma ve onun silmiş olma ihtimalinden dolayı aslında artık olmayabilirler, en azından analog var, tüm elektrik veya arşivler gitse dahi, sanırım analogu sevişimin ve çeşitli biolarımın içinde geçen bu sikko cümleyi, burada böylece de tutabilirim. So bu sefer de onların o olmaması muhtemel karelerini boş boş ararken 26 yaşımdan bazı donelere eriştim, birkaç günlük yazı var elimde. Bir çok da fotoğraf elbette ancak fotoğrafların şimdilik birşey ifade ettikleri ( yani hayatımın anlamı bağlamında) söylenemez, çok fazla refereler lakin peki ya yazdıklarım bişey diyor olabilir mi?
önce yazılara bakalım:
bunlar şöyle isimlenmiş, bir yerdeyim(son yazıda veriyorum bu bilgiyi) ve orada olduğumun 44. günün de veya 36. gününde yazmışım. yani isimler orada olmuşluğumun gün kayıt rakamlarıyla birbirlerinden ayrılıyor. en azdan çoka doğru (çoka süper bişi bence) aktarıyorum:
biraz manidar başlıyor.
hemen atlamıyorum ama
aa evet buldum işte hayat amacım bu olmalı demeyeceğim yani:
şimdi okuyunca anlayacaksınız uzatmayayayyıyıyıymmmm, zort
"
37.
Biri bana sadece yaz demişti.
Düşünme,
aksın. Mümkün mü? Ya da lafa mı dolanıyor yine içi boş ama bir yerlerden
duyulmuş bilmişlik gçlgeleri? Sen yaz, düşünme, y da bilmem ne, sanki olmayacak
olanı yapabilmeye yetermiş gibi, çarpık ama osun belki de içten.
Aynı filmi bilmem kaçıncı açışım, hava kararınca,
emin, bu sefer belki geçerim bir önceki kendimi.
Müzik sesi uzaktan, okyanusa çarpıp dağılarak
geriyor kendini gerim gerim. Dur. Sus. Saçmalama.
Adadayım. Gün 37, belli ama sersemli bir nemli.
Yarın başkent, yol uzun, uyku benim yine bu gece,
derin ve özel.
Uyku benim yine burada, evimde, ben neredeysem
orası olan yerimde.
Şimdi biraz yazımla ilgili yazayım.
Öncelikle biri bana sadece yaz demişti gibi bir dramatikliği hak eden ve zor 36 günün ardından o cümle sayesinde yazmaya başladığım doğru, ancak cidden kaç sene geçti bilmem 7 8 veya fazla, yazmak zaman aktıkça zorlaşıyor. Buraya da uğramak, defteri dahi açmak, kelimelere karar vermek, dünya ile doğru orantıdaki suskunluğumu rendeye veriyorum, fikirler özgür değil, de niye susmayı seçiyorum?
"sanki olmayacak olanı yapabilmeye yetermiş gibi" enteresan, çok net anlıyorum ama açıklayamıyorum. hehe ardından hangi filmi açıyorum? anımsayamıyorum.
lakin kendini gerim gerim geren sesin okyanusa çarpıp bana gelişini kulağımın ucunda gibi duyabiliyorum şimdi. bazı şeyler kalıyor, bazı şeyler hiç olmamış gibi.
ev ile ilgili düşüncelerim hep aynıydı, neredeysem orada olabilen o saydam yapı zaman geçtikçe genişledi yalnızca, bu da iyi yani işte ne biliyim 8 artı 2 evdeymişim gibi şimdi ne deliğe girersem gireyim o zamanlar maks 2 artı 1 di he he he
uykunun özelliğine koptum ama çok doğru. uyku cidden çok özel değil mi? özelin direk tanımı, benim uykum bana özel, seninkisi sana, yani senin uykun mesela asla bana özel olamaz amma yan yana özel uykularımızı çekebiliriz, o ayrı.
2. günlük yazısına atlıyorum:
"
44.
Zamanı öldürmek mi akıtmak bu şekilde istemsizce,
elimde olmadan durumları, yoksa ceza mı rahatlığa bedel gibi duran.
Gidip aramalı mıyım, bekleyip sallanıp zamanın
şimdiliğine mi denk getirmeli arananı.
Günler bensiz,
Belli belirsiz bir keder yansıyor tekinsiz.
Günler bölünmüş belli
içinde kim var şüpheli.
Bildiklerimi de unutturursunuz bana burada,
bildiklerim silinir gibi sanki havaya,
siz ki umursamaz
siz ki lim olduğunuza uzak dolanbaç.
İlhamıma tuzak.
"
girizgahımda yine kendimi suçlayacak bir hale büründüğümdendir de o sıralar genelde ben suçluydum ölesiye hehe rahatlıktan kastım biraz tropikallik daha fazlası değil.
o sıralar aradığım bişey vardı, ne olduğunu bilmeden, şimdi düşünüyorum, cidden aradığımdan çok daha fazlasını buldum, belki de aradığımı değil, direk olarak, çünkü belirsiz bir hedef seni çokça taşırıyor, ama işte o taşkınlıklarla oluşan yeni rota belki de asıl istenilene seni taşıyor. bu sebeplerle de o sıralar ne aradığımı bilmeden arayış halim epey işe yaramış oluyor.
işte sanırım biraz insanın kendini araması, o bilinmez arayış, sana kendini sorgulatıyor ister istemez, önce yabancılaştığın senlerle hatta sensizliklerle karşılaşabiliyorsun. neyse gerisi dramatik, sondan 2. cümle yanlış yazmışım ama direk öyle aldım buraya da hiç ellemedim yazdıklarımı. siz ki kim olduğunuza uzak dolanbaç, ilhamıma tuzak.
doğru, doğru..
insan kendini veya kendince mantıklı şeyleri ararken cidden çok boktan insanlarla yaşamak, karşılaşmak, sürtüşmek zorunda kalabiliyor, şu anda ta burdan bakınca okay, görünen ama içinde ve zamanında düşünüldüğünde aşırı sikik olan şeyler olmadı değil ama who cares bi yandan, ben 28 Şubat'dan beri İran'daki arkadaşımdan cevap alamıyorum mesela, cidden ölmüş olması muhtamel. Ve benim ona İstanbul'da kal, gitme deme ramen gitmesi, ve mak 9 gün sonra iletişimimizin kesilmesi, vs bunlar biraz daha ciddi şimdi, o zamanlara nazaran.
"
45.
Bugün sağ gözüm sol gözümden, normalde olduğundan
daha fazla soğuk görüyor herşeyi.
Eşiitsizlik bulaşıyor havaya, elimi sallıyorum, biraz
boşuna.
Gideceğim yeri bilmeden çıkmak gibi yola bugün bildiğim
bir yere bile gitmek. Yattığım yerden uzaklaşmadan, bir 57 adım kadar yürüyüp,
oturmak benzer bir yere.
Bugün sağ gözüm sola göre daha uzun süre açık kalmak
istiyor nedense. Okyanus dounayda aldığı suyu geri itiyor gözlerimin önünde.
Kendime dönmem mi gerekli yine?
"
aynen sağ gözüm ve sol gözüm tonları farklı görüyor, kimse bana inanmasa da doktorlara sorunca aynen normal falan dediler olurmuş arada öyle neyse
"Bugün sağ gözüm sola göre daha uzun süre açık kalmak istiyor nedense. Okyanus dounayda aldığı suyu geri itiyor gözlerimin önünde." bu şekilde sağ sol göze tekrardan yazımda gelme halini sevdim ve cidden su geri geliyordu gözümüz önünde.
"
46
Kapalı balkonumda oturmuş manzarama bakarken,
fransız balkon derler ona, biliyorum, ama yakıştırmam iştendeğil bu görünüm
çıkmazına,
herkesin birliği ve bir-olma durumu her birinizle, aklımın ucunda elbette,
sorgum susar inanmak isterken bulunurum, sokaktayım, kornalar, kırmızı ışık,
küfürlerle tartışan yumruklar
ve eteğimi kapıyor bir hergele, bir kısmı üzülerek akıyor bacaklarımdan
adamın eline,
gül oluyor saniyesinde solanlardan. Devam birkaç adım öteye.
V ebiliyorum ki kuş sesleri değil arkadaki uçuşkan
yapışıltı ve kırmızı ışık, kırmızı ışığa dönüşüyor tekrar tekrar. Sokaklar
eriyor miğdeme ve yoksul zifti burnumu tıkıyor, aklıma takılıyor.
Aklıma tınlıyor köhne dışarıdalık.
ve penceremin pencerelere açılan manzarası ve sen ahmak birlik, sızıyorsun
içime.
Saat akşam üzeri beşten altıya sallanırken genelde, buralarda tüm bu
işkence.
Halbuki birlik, teklik lakin kargaşa, sisler, asfalt, pencere, aralık, kırıklık,
kin.
Mevsimlerden sonbahardır umarım, Fransız balkonumda ben, aklımda bir sürü sen, kuş sesleri arka fona yalanır hayal meyal yankılanır, amacıma bir adım kala, uyanıyorum bak yine bana bana bana.
"
şimdi bu noktaya geldiğimiz şu anda, şimdi ve şu an, hehe nereye nasıl bağlayacağımı unuttuğum bu yazı belki de ilk planlanandan farklı bir noktaya kayacak olabilir, sorun değil, biraz düşüneyim, ha 26 yaş, hayat amacı, falan filan, konser, grup, fotoğraf, iran, arkadaş, ölüm. 26 yaşında bilincinde olmadan hayatımın amacını bulup onu yapmaya başlamamış, onu yapmak? haha, olabilir miyim? neredeyse 2010dan beri ne yapıyorsam hala onları yaptığımı düşünürsek, neyse 46yı okumaya başlıyoruz.
"yapışıltı" iyiymiş.
"sokaklar eriyor miğdeme" de aşırı öyle oldu. elbet "yoksul zifti" de doğru bir benzetme kete.
"Aklıma tınlıyor köhne dışarıdalık.
ve penceremin pencerelere açılan manzarası ve sen ahmak birlik, sızıyorsun içime.
Saat akşam üzeri beşten altıya sallanırken genelde, buralarda tüm bu işkence.
Halbuki birlik, teklik lakin kargaşa, sisler, asfalt, pencere, aralık, kırıklık, kin.
Mevsimlerden sonbahardır umarım, Fransız balkonumda ben, aklımda bir sürü sen, kuş sesleri arka fona yalanır hayal meyal yankılanır, amacıma bir adım kala, uyanıyorum bak yine bana bana bana."
bu kısmı yalnızca tekrardan buraya yazmak, ve tekrardan okumak, tek doğru akışı olabilir belki de bu yazının.
hele yazının son kısmı, bu az da olsa yazılmış günlüklerin ilk başladığı, sonra bir 15 gün kadar kesildiği, üzerine hiç düşünmeden, öylece tek seferde akan, şu; buraya o zamanlardan yazacağım son yazı. sonuç olarak hala hayatımın amacı ne bulmuş değilim. Belki biraz daha fazla yazmak? ya da who cares
"
21.
30 kasım 2018 ( direk tarih verdiğim tek yazı)
Kamboçya KohRong adası ( ve de loc.)
Yirmi birinci gün. Ada sakin. Günler yine uzun mu geçiyor kısa mı emin olmadığım
aralıklardan birindeyim.
Kasım ile Aralık arasındaki aya girmiş bulunmaktayım
aslında tam anlamıyla.
Yaşamım böyle mi olmalı, şehirden ve şehir
sürtmelerinden uzakta, kendim ile kendi kendime.
Tek ses var bitmeyen, usanmadan arka katmanı
boyayayan, dolu dolu, kendinden emin, varlığın en temellisi, temelliği,
dalgaların sesi.
Dolanıyor geçmiş ayak uçlarıma. Geleceğim noktayı
sorguluyor ruhum. Mutluluğun içeriğine tüküren sıkıntılardan yeni arınmış ben,
bile bile biteceğini anın, andan kaçışların çarkı.
Bedenimi sevemeyişimin bitmek bilmez tutsaklığı.
Ölümse uzak burda bana, fikren zindanlaşan gerçeklik kokuşması düzeliyor gibi
adeta. Kendine özlem, arzulara özlem, aşka katıklı birkaç düş çıkmazı.
Yazılacak çok şey var kelimeleri kayıp, akışkan
düşünce tenceresinde bir batık gibi aynı. Toparlanıyor düştüğü yerden, bulanıyor
zamanın keskin oklarına, düğümlendiği yerden, açıla açıla, gelecek biliyorum en
sonunda düz yazışlara. Umut doluyor boşluğumda, çukurumda. Aklıma geliyor tüm
geçiştirdiğim dünler, yanında yanmak canlı canlı, br hiç kaıyor, korkuyorum bıçaklığına.
Okumadığım o tüm kitaplar, okuyup da tutamadıklarım
benliğimde, yaılıyor muyum ben yine? Hepsi bende.
Sahnedir hayat. Kendini rolden role atadığın bin
bir kere. Sahnedir hayat sonunu huncarca eşelediğin, beliryemediğin, sezemediğin.
Booom saçmalaşarak eriştiğin. Sahne midir tüm hayat, suflesi ruhundan akan.
Sonuçsuz sorular.
Örseliyor parmaklarım klavyeyi, toparlayamıyorum
aklımdaki senden yansıyan benleri. Biliyorum herşey tam da olması gerektiği
gibi. Beni izledi adımlarım, yalnızca beni. Alınan tüm kararlar, karalaya
karalaya karşılaştı kanımca kanlı canlı bir kapana sıkışa sıkışa.
Dalgaların sesine dost olmak, akan saatin tık tıklarına
bulanarak.
Bölünmek kırıla kırıla, çoğalmak mı ahmakça da
olsa?"