March 20, 2026
her durumda, kinetik de olsa, ya da sinetik, mimetik veyahut sistit, diyelim etnik,
geç kalıyorsun, uyanmalısın şekerim, 7 bilemedin 8, zamanlama dansta; bir iki torba: gereklilik, iş bitir falan ama, cidden yararlı olma halinin önemi ile bişeyler yapmış olma hali farklılaşıyor sonunda.
bunu ayrımsayabilmeslisin..
türbülansın doğası ne idiyse, akıp gitmenin hali bir başka,
herhangi şeyin mekaniğine geri dönecek olursak, kurallar işte napalım her biri birbirinden sıkıcı,
bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda kesinlikle saptayamadığımız gibi, kişi bilmeye bilir cidden hamam çıkışı ne istediğini
ilk olarak "Le Sacre"
30 Temmuz saat 4te
ne hareket edecek alanın kalmıştır ve de kültürün son kalıntıları da artık ölü atmosferde parçalanmaya başlamıştır. Farklı bir atmosfer yaratacak olsan ne renk olurdu bu? İçinde ben var mıyım? Ölü ağırlığı dağılır mı bu sayede? Ya da burjuva vurdumduymazlığına yer kalır mı içinde?
31 Temmuz saat 7de
Neredeyse sabah başladı. Kafeye oturup yazıyorsun, peki ne hakkında farkında mısın? Belki bir gün anlaşılacak dediklerin, kendin tarafından, belki bir gün sen heralde 72 olunca, ne acıklı.
Yerini değiştirmelisin, güneş neredeyse hiç bir masaya vurmayacak olduğu halde, kahve hiç bir zaman porselen bardakta verilmeyecek, keklerin tadı olmayacak, harddisklerin dolmayacak, kitaplar bitmeyecek, anahtarlar kayıp, yüzüklerin çıkmayacak parmağından, 72sin işte, öylece, zavallı Türkiye! aynı uçurum üstünde bekliyoruz öylece, geçen yılların şarapları bambaşka, geçicilik içyüzümüzü kusuyor,
böyle yaşlandık işte,
bir haber birbirimizden,
bir tek şiir yapar sandım;
aramızdaki belirsiz boşluğun köprüsünü kelimelerden,
pantalonlar öldü, odalar sefil, manzara mor,
sabahtan sabaha, geceden geceye, bin bir dolandık, adı bilinmez zincire, ne olduysa oldun,
sonunda ben de sen de bambaşka layed and waited.
Yokluğun hissedilmesi nasıldır ki ki kişi asla bilemez bufikri
Yoktu o sırada sahi
Bir yerden azalırsın ve hiçbirşeyin umrunda değilsindir
Bir yerden az varsındır anca bir yere kadar işte
Hayır elbette aklın orada değilse bile bir şekilde o yokluk fikri çeker seni olduğun yerden geri
Olduğun yerde varsındır varlığın ağır değil de olmadığın yerdekiyokluğun tondandır sanarsın
Yokluğunla var olmak olduğun varlıkla varlıktan da ağır basar sana uzaktan
Ne diye uzakta olak ister ki insan.
Ne diye geldik bu yolları
Ne diye aradığımızkişi biziz ya da o
Nedir çıkmazı bunun ünkü o sokakları evimiz yapabiliriz uçlarında ağalar ve kökleri kokutur-korur temelimizi palmiye değiller ya sarmalamadan sadece tutunurlar betona mı mi mü
Dünkü dost çıkıyor kapıdan görünmez olmuş su fidan
Havalandırma telaşlı
Gri bir toz şampanya rengi olandan daha fazla toz değilse de
Frene verdiğim takma ad sırf tersten okununca mana yayar etrafa*
Fışkıran duvar, onlarca tuşla- yazlık yorganla- dürülmüş 3lli peso ve bozuk hatlarla sıvan sıvan
Kabloyu çekme dur
Son bir efes şişkodan
Yoruz yorum yolun
x
March 19, 2026
Kırmızı iş olsun diye, bardağa doluyor, turuncu pek sesli, yanımda duruyor
harddiskleri birbirlerine aktarıp birbirlerinin yedeği yapmak ve onların da yedekler olması, ve oradan bir diğerine aktarılmaları vs derken cidden gına geliyor olduğum kişi olmaktan,
içine koyduğum her bir şeyin, sesi ve ısısı tenime çarpıp, şarabıma damlıyor,
kafamı bir türlü güzel edemiyor çoklukları, varlıkları eziyor ama diyelim hadi bari manası olsun cümlenin.
Mavi anahtar, kahve rengi kazan, arada bir b harfine sağ elimle ulaşmak istersem bilekliklerimden çıkan aşırı sakin ses kadar zarif ve olağan olamıyor dünlerim,
cidden bazen ne veya kim olmak değil de, sonrası önem arz ederken birliğe, tek istediğim beni dik tutmamış olan gerçekliklerin, bir şekilde aniden önemsizleşmesi olurdu, o da sorsalar yani, kimsenin soru sorduğu yok, pırt
kimse sorgulamıyor, cırt, sen kimsin, ne içersin, bu sana vereceğimiz şeyi başka bir yere mi götüreceksin, kimsenin umrunda değil ama zaman ödemeye gelince bin bir bahane ve sen iban verseydin ya gibi kolaylamalar ama kusura bakmayın fatura kesmem gerekir kdv yi götümden çıkmıyor doğru duydun, stopaj süsümü yokluyor nakit dedin nakit öde gelecek hafta dedin diye yazdım, 2 hafta sonra deseydin o zaman yazardım zamanımı alma bir de şimdi taksiye binmem gerekecek falan gibi şeyler genelde freelance çalışınca hep oluyor ama biliyor musun hiç birinin önemi yok zaten yüzde 92 indirim yaptım sana, cidden çalışmak için para harcanıyor bu ülkede.
evet diğer ülkelere gelince de, bir davetiye ya bir adet, bla bla falan filan bile imkansız bu devirde, alıp kendinizin evi yapabilirsiniz zaten ne kadar süredir ve nasıl orada olursak olalım bizi oradan saymadığınız sikko toğprakları.
sanki yıllaaaar önce taaaaaa bam başka ülkeleri sömürüp oralara çökmemişsiniz ve oralara ay evim ya süper dememişsiniz gibi sizin oralara gelenlere bilmem kaçıncı sınıf gözüyle bakmanız boktanlığından anlamalıyız bi bok olmadığınızı, cidden sadece biraz açık ten ve contemporary art falan işte.
yiyorum işte kardeşim, tırnağımı da yiyorum, avrupalı çakması amerikan pipisi de, iran da, her biri, evet kardeşim faturama ekleyin, gelsem dahi siktimin ülkenize, işiyorum her bir deliğine,
işte belki o zaman diyeceksiniz
biz bu kişiyi iyi ki daha önceden buraya almadık
pembe kırmızı mor mavi yeşil sarı yeşil kusuyorum üstünüze
March 18, 2026
Akşam üzeri izlediğim bir reelsdeki rakamsal önermeler aklıma giriyor, sırf öylesine de olsa, ve sonucun neye tekabül yani hangi anlama geleceğini bilmeden, doğum tarihimin rakamlarını toplarken buluyorum kendimi,
hatırladım tek şey, yani beni önerdikleri bilgiye götürecek ki sallama veya pek kişisel olduğu anlaşılan o bilginin tek aklımda kalan ögesi, çıkan sayının senin hayat amacını bulduğun yaşın olması gibi saçma bir şeye yani: aklım takılıyor. 26 yaşında yapmakta olduğum o şey benim hayat amacım mıydı yani diyip biraz neredeydim ne yapıyordum diye düşünüp, başka reelse, bir başka reelse, filme, diziye, uykuya, kahvaltıya ve kahveye kaydıktan sonra bilgisayar başındayım. Bu sefer de yapmam gereken şey, birkaç ay önce imç'de denk geldiğim ve aslında 2012de Peyote'de konserlerinde de çektiğim alman grup fotoğraflarını editlemem gerektiği, beklenen haber birkaç ay geç geldi, ben de tembellikten ne editledim ne de baktım lakin bu geç kalmışlık sayesinde, başka bir arşiv taramasında 2012de konserlerinde de onları çekmiş olduğumu görmüş oldum. Yani neymiş her işi zamanında yaparsan arada bişeyler eksik kalabilir gibi bişey olabilirmiş yani, neyse, bugün de işte onları çektiğim digital fotoğrafları ararken, analogları buldum lakin digitaller kartımı arkadaşımın harddiskine boşalttığımdan ve onları almamış olma ve onun silmiş olma ihtimalinden dolayı aslında artık olmayabilirler, en azından analog var, tüm elektrik veya arşivler gitse dahi, sanırım analogu sevişimin ve çeşitli biolarımın içinde geçen bu sikko cümleyi, burada böylece de tutabilirim. So bu sefer de onların o olmaması muhtemel karelerini boş boş ararken 26 yaşımdan bazı donelere eriştim, birkaç günlük yazı var elimde. Bir çok da fotoğraf elbette ancak fotoğrafların şimdilik birşey ifade ettikleri ( yani hayatımın anlamı bağlamında) söylenemez, çok fazla refereler lakin peki ya yazdıklarım bişey diyor olabilir mi?
önce yazılara bakalım:
bunlar şöyle isimlenmiş, bir yerdeyim(son yazıda veriyorum bu bilgiyi) ve orada olduğumun 44. günün de veya 36. gününde yazmışım. yani isimler orada olmuşluğumun gün kayıt rakamlarıyla birbirlerinden ayrılıyor. en azdan çoka doğru (çoka süper bişi bence) aktarıyorum:
biraz manidar başlıyor.
hemen atlamıyorum ama
aa evet buldum işte hayat amacım bu olmalı demeyeceğim yani:
şimdi okuyunca anlayacaksınız uzatmayayayyıyıyıymmmm, zort
"
37.
Biri bana sadece yaz demişti.
Düşünme,
aksın. Mümkün mü? Ya da lafa mı dolanıyor yine içi boş ama bir yerlerden
duyulmuş bilmişlik gçlgeleri? Sen yaz, düşünme, y da bilmem ne, sanki olmayacak
olanı yapabilmeye yetermiş gibi, çarpık ama osun belki de içten.
Aynı filmi bilmem kaçıncı açışım, hava kararınca,
emin, bu sefer belki geçerim bir önceki kendimi.
Müzik sesi uzaktan, okyanusa çarpıp dağılarak
geriyor kendini gerim gerim. Dur. Sus. Saçmalama.
Adadayım. Gün 37, belli ama sersemli bir nemli.
Yarın başkent, yol uzun, uyku benim yine bu gece,
derin ve özel.
Uyku benim yine burada, evimde, ben neredeysem
orası olan yerimde.
Şimdi biraz yazımla ilgili yazayım.
Öncelikle biri bana sadece yaz demişti gibi bir dramatikliği hak eden ve zor 36 günün ardından o cümle sayesinde yazmaya başladığım doğru, ancak cidden kaç sene geçti bilmem 7 8 veya fazla, yazmak zaman aktıkça zorlaşıyor. Buraya da uğramak, defteri dahi açmak, kelimelere karar vermek, dünya ile doğru orantıdaki suskunluğumu rendeye veriyorum, fikirler özgür değil, de niye susmayı seçiyorum?
"sanki olmayacak olanı yapabilmeye yetermiş gibi" enteresan, çok net anlıyorum ama açıklayamıyorum. hehe ardından hangi filmi açıyorum? anımsayamıyorum.
lakin kendini gerim gerim geren sesin okyanusa çarpıp bana gelişini kulağımın ucunda gibi duyabiliyorum şimdi. bazı şeyler kalıyor, bazı şeyler hiç olmamış gibi.
ev ile ilgili düşüncelerim hep aynıydı, neredeysem orada olabilen o saydam yapı zaman geçtikçe genişledi yalnızca, bu da iyi yani işte ne biliyim 8 artı 2 evdeymişim gibi şimdi ne deliğe girersem gireyim o zamanlar maks 2 artı 1 di he he he
uykunun özelliğine koptum ama çok doğru. uyku cidden çok özel değil mi? özelin direk tanımı, benim uykum bana özel, seninkisi sana, yani senin uykun mesela asla bana özel olamaz amma yan yana özel uykularımızı çekebiliriz, o ayrı.
2. günlük yazısına atlıyorum:
"
44.
Zamanı öldürmek mi akıtmak bu şekilde istemsizce,
elimde olmadan durumları, yoksa ceza mı rahatlığa bedel gibi duran.
Gidip aramalı mıyım, bekleyip sallanıp zamanın
şimdiliğine mi denk getirmeli arananı.
Günler bensiz,
Belli belirsiz bir keder yansıyor tekinsiz.
Günler bölünmüş belli
içinde kim var şüpheli.
Bildiklerimi de unutturursunuz bana burada,
bildiklerim silinir gibi sanki havaya,
siz ki umursamaz
siz ki lim olduğunuza uzak dolanbaç.
İlhamıma tuzak.
"
girizgahımda yine kendimi suçlayacak bir hale büründüğümdendir de o sıralar genelde ben suçluydum ölesiye hehe rahatlıktan kastım biraz tropikallik daha fazlası değil.
o sıralar aradığım bişey vardı, ne olduğunu bilmeden, şimdi düşünüyorum, cidden aradığımdan çok daha fazlasını buldum, belki de aradığımı değil, direk olarak, çünkü belirsiz bir hedef seni çokça taşırıyor, ama işte o taşkınlıklarla oluşan yeni rota belki de asıl istenilene seni taşıyor. bu sebeplerle de o sıralar ne aradığımı bilmeden arayış halim epey işe yaramış oluyor.
işte sanırım biraz insanın kendini araması, o bilinmez arayış, sana kendini sorgulatıyor ister istemez, önce yabancılaştığın senlerle hatta sensizliklerle karşılaşabiliyorsun. neyse gerisi dramatik, sondan 2. cümle yanlış yazmışım ama direk öyle aldım buraya da hiç ellemedim yazdıklarımı. siz ki kim olduğunuza uzak dolanbaç, ilhamıma tuzak.
doğru, doğru..
insan kendini veya kendince mantıklı şeyleri ararken cidden çok boktan insanlarla yaşamak, karşılaşmak, sürtüşmek zorunda kalabiliyor, şu anda ta burdan bakınca okay, görünen ama içinde ve zamanında düşünüldüğünde aşırı sikik olan şeyler olmadı değil ama who cares bi yandan, ben 28 Şubat'dan beri İran'daki arkadaşımdan cevap alamıyorum mesela, cidden ölmüş olması muhtamel. Ve benim ona İstanbul'da kal, gitme deme ramen gitmesi, ve mak 9 gün sonra iletişimimizin kesilmesi, vs bunlar biraz daha ciddi şimdi, o zamanlara nazaran.
"
45.
Bugün sağ gözüm sol gözümden, normalde olduğundan
daha fazla soğuk görüyor herşeyi.
Eşiitsizlik bulaşıyor havaya, elimi sallıyorum, biraz
boşuna.
Gideceğim yeri bilmeden çıkmak gibi yola bugün bildiğim
bir yere bile gitmek. Yattığım yerden uzaklaşmadan, bir 57 adım kadar yürüyüp,
oturmak benzer bir yere.
Bugün sağ gözüm sola göre daha uzun süre açık kalmak
istiyor nedense. Okyanus dounayda aldığı suyu geri itiyor gözlerimin önünde.
Kendime dönmem mi gerekli yine?
"
aynen sağ gözüm ve sol gözüm tonları farklı görüyor, kimse bana inanmasa da doktorlara sorunca aynen normal falan dediler olurmuş arada öyle neyse
"Bugün sağ gözüm sola göre daha uzun süre açık kalmak istiyor nedense. Okyanus dounayda aldığı suyu geri itiyor gözlerimin önünde." bu şekilde sağ sol göze tekrardan yazımda gelme halini sevdim ve cidden su geri geliyordu gözümüz önünde.
"
46
Kapalı balkonumda oturmuş manzarama bakarken,
fransız balkon derler ona, biliyorum, ama yakıştırmam iştendeğil bu görünüm
çıkmazına,
herkesin birliği ve bir-olma durumu her birinizle, aklımın ucunda elbette,
sorgum susar inanmak isterken bulunurum, sokaktayım, kornalar, kırmızı ışık,
küfürlerle tartışan yumruklar
ve eteğimi kapıyor bir hergele, bir kısmı üzülerek akıyor bacaklarımdan
adamın eline,
gül oluyor saniyesinde solanlardan. Devam birkaç adım öteye.
V ebiliyorum ki kuş sesleri değil arkadaki uçuşkan
yapışıltı ve kırmızı ışık, kırmızı ışığa dönüşüyor tekrar tekrar. Sokaklar
eriyor miğdeme ve yoksul zifti burnumu tıkıyor, aklıma takılıyor.
Aklıma tınlıyor köhne dışarıdalık.
ve penceremin pencerelere açılan manzarası ve sen ahmak birlik, sızıyorsun
içime.
Saat akşam üzeri beşten altıya sallanırken genelde, buralarda tüm bu
işkence.
Halbuki birlik, teklik lakin kargaşa, sisler, asfalt, pencere, aralık, kırıklık,
kin.
Mevsimlerden sonbahardır umarım, Fransız balkonumda ben, aklımda bir sürü sen, kuş sesleri arka fona yalanır hayal meyal yankılanır, amacıma bir adım kala, uyanıyorum bak yine bana bana bana.
"
şimdi bu noktaya geldiğimiz şu anda, şimdi ve şu an, hehe nereye nasıl bağlayacağımı unuttuğum bu yazı belki de ilk planlanandan farklı bir noktaya kayacak olabilir, sorun değil, biraz düşüneyim, ha 26 yaş, hayat amacı, falan filan, konser, grup, fotoğraf, iran, arkadaş, ölüm. 26 yaşında bilincinde olmadan hayatımın amacını bulup onu yapmaya başlamamış, onu yapmak? haha, olabilir miyim? neredeyse 2010dan beri ne yapıyorsam hala onları yaptığımı düşünürsek, neyse 46yı okumaya başlıyoruz.
"yapışıltı" iyiymiş.
"sokaklar eriyor miğdeme" de aşırı öyle oldu. elbet "yoksul zifti" de doğru bir benzetme kete.
"Aklıma tınlıyor köhne dışarıdalık.
ve penceremin pencerelere açılan manzarası ve sen ahmak birlik, sızıyorsun içime.
Saat akşam üzeri beşten altıya sallanırken genelde, buralarda tüm bu işkence.
Halbuki birlik, teklik lakin kargaşa, sisler, asfalt, pencere, aralık, kırıklık, kin.
Mevsimlerden sonbahardır umarım, Fransız balkonumda ben, aklımda bir sürü sen, kuş sesleri arka fona yalanır hayal meyal yankılanır, amacıma bir adım kala, uyanıyorum bak yine bana bana bana."
bu kısmı yalnızca tekrardan buraya yazmak, ve tekrardan okumak, tek doğru akışı olabilir belki de bu yazının.
hele yazının son kısmı, bu az da olsa yazılmış günlüklerin ilk başladığı, sonra bir 15 gün kadar kesildiği, üzerine hiç düşünmeden, öylece tek seferde akan, şu; buraya o zamanlardan yazacağım son yazı. sonuç olarak hala hayatımın amacı ne bulmuş değilim. Belki biraz daha fazla yazmak? ya da who cares
"
21.
30 kasım 2018 ( direk tarih verdiğim tek yazı)
Kamboçya KohRong adası ( ve de loc.)
Yirmi birinci gün. Ada sakin. Günler yine uzun mu geçiyor kısa mı emin olmadığım
aralıklardan birindeyim.
Kasım ile Aralık arasındaki aya girmiş bulunmaktayım
aslında tam anlamıyla.
Yaşamım böyle mi olmalı, şehirden ve şehir
sürtmelerinden uzakta, kendim ile kendi kendime.
Tek ses var bitmeyen, usanmadan arka katmanı
boyayayan, dolu dolu, kendinden emin, varlığın en temellisi, temelliği,
dalgaların sesi.
Dolanıyor geçmiş ayak uçlarıma. Geleceğim noktayı
sorguluyor ruhum. Mutluluğun içeriğine tüküren sıkıntılardan yeni arınmış ben,
bile bile biteceğini anın, andan kaçışların çarkı.
Bedenimi sevemeyişimin bitmek bilmez tutsaklığı.
Ölümse uzak burda bana, fikren zindanlaşan gerçeklik kokuşması düzeliyor gibi
adeta. Kendine özlem, arzulara özlem, aşka katıklı birkaç düş çıkmazı.
Yazılacak çok şey var kelimeleri kayıp, akışkan
düşünce tenceresinde bir batık gibi aynı. Toparlanıyor düştüğü yerden, bulanıyor
zamanın keskin oklarına, düğümlendiği yerden, açıla açıla, gelecek biliyorum en
sonunda düz yazışlara. Umut doluyor boşluğumda, çukurumda. Aklıma geliyor tüm
geçiştirdiğim dünler, yanında yanmak canlı canlı, br hiç kaıyor, korkuyorum bıçaklığına.
Okumadığım o tüm kitaplar, okuyup da tutamadıklarım
benliğimde, yaılıyor muyum ben yine? Hepsi bende.
Sahnedir hayat. Kendini rolden role atadığın bin
bir kere. Sahnedir hayat sonunu huncarca eşelediğin, beliryemediğin, sezemediğin.
Booom saçmalaşarak eriştiğin. Sahne midir tüm hayat, suflesi ruhundan akan.
Sonuçsuz sorular.
Örseliyor parmaklarım klavyeyi, toparlayamıyorum
aklımdaki senden yansıyan benleri. Biliyorum herşey tam da olması gerektiği
gibi. Beni izledi adımlarım, yalnızca beni. Alınan tüm kararlar, karalaya
karalaya karşılaştı kanımca kanlı canlı bir kapana sıkışa sıkışa.
Dalgaların sesine dost olmak, akan saatin tık tıklarına
bulanarak.
Bölünmek kırıla kırıla, çoğalmak mı ahmakça da
olsa?"
January 25, 2026
sana final halini sunamam belki, evin, lakin, içimdeki ölümcül yaşam arzusunu linklediğim bedenini bedenime ihtiyaç yapma halimi duvarları yapmayı planlıyorum diyelim.
karanlık ışığın olduğu yerde beliriyorsun, karşılığında, bildiğin, siyah bu ışık, aldırmıyorum, inatçıyım, seveceğiz birbirimizi.
cehennemin negatifi gibi, kara ve senin.
bekleninenin aksine, seviyoruz birbirimizi, sırf-cennet değildir cehenemin tersi, biraz senin biraz benim seks sonrası ılıklaşmış terimiz, söndürmeye yeter mi göreceğiz bahsi geçen siyah gecenin.
halbuki, öylesine de olsa, uzak değilim, defterdar yokuşu no:1 cidden yalnızca 3 alt köşesi olduğun yerinin. Sanırım seni önce ben istemedim. önce sen de beni istemedin, istek değildi, oluyorduk, ve karşımdaydın, isliydi gözlerim, bulutlu halim, tek istediğim ise type c şarj aletin. sırf şarkını söyletmedim diye kızışın ardından tatlılığım seni ele geçirmeseydi sanırım iyi olmazdı, iltifat bile yedim.
bana ne tatlı şeysin sen öyle dememiş miydin?
üstünden yıllar geçse de, belki gün çizgileri 8erli kazınıyor, gözlerin ve dişlerin, pişt elleme o kadar dediğimdeki, bana gıcık olan gözlerin, ve dişlerine değdirmemeni söylediğim o ellerin de, her bir şeyin, karşımda, sanki 2000lerdesin, tıpkı eskidensin, her bir şeyin, önce benim olsun istedim, sonra, tek bir sen bile yeterdin-diyelim.
January 20, 2026
Mağara adam gibi jack of all trades master of none none
kimseye yazılmış bir aşk yazısı, aks
biliyorum evet evet,
sen de o prensenses sevgilisi olan adamlardansın, evet evet
mağara adamların aksine,
aranız bozuk olsa dahi tek istediğin o sanarsın
biliyorum evet sen de o prenses sen de O.
Olunca vardır.
olunca var zqmqn.
olunca var sümük israf,
eli hafif akrepten kaçan ahmak nerede pişio?
evlerden birinden geliyor duman, sanarsın duvarlar dağdan
daha dur aslan baş sarkar dışarıdan..
aman yastık yorgana işemesin diye hep dış cephe hep çiş.
dağına göre kar diyor babam,
ben nasıl bir dağım babacım?
bana öğrettiklerin arasından,
eriyor tüm toprak, kaya rüyalarımda üşüyor anca gözlerim kardan,
soruyorum yardan değil yandan çıkıyor hayal baldan, ah babacım söyle bana nerden anlarım kar damlarsa dağımdan akarsa ağımdan?
hintli zenginler arap zenginler geçiyor camdan,
biraz sıkılan bir uyak, tek düze
ve saydam.
Mavi ( 71 )
Fermuarımı kapatmak için kazağımı pantolonumun içerisine sıkıştırdım. Hava o kadar da soğuk değil, ama yürürken rüzgardan ceketin sağa ve sola açılmasından rahatsız olacak kadar gıcık bir halimde var bugün. Heral 17 gündür yoldayım, bu sefer, her seferinde olduğu gibi, gideceğim yer belli, ancak araları uzattıkça geriyorum, her boktan kasabada duruyorum. Evet kasaba kelimesinin kullanıldığı yıllardayız. Şu anda durduğum yerde, 1 kahve, 2 restoran ve 1 bar var. Yalnızca bara doğru ilerlediğim bu rotanın rengi sarı ile yeşil. Evler sanki içlerinden kimse çıkmayacakmış gibi, çoğunun ışığı yanıyor ama. 27. evden sola dönüyorum, kasaba maks 52 evden oluyor. Ama duydum ki civar 9 kasabadan yalnızca bu kasabada bar var, evet kasaba demeyi seviyorum bugün. Daha bar binasını duymadan sesi geliyor, cidden ya ortam ya da sağır (sahır yazıyorum önce, disleksi beni ilk bu kelimede vurmuyor, ama tam bu kelimede vazgeçiyorum saklamaktan gerçekleri, çoğu zaman altını çizerek okuyorum elime geçenleri) bir barmen ile karşı karşıyayız. Yakınlaştıkça kulağıma çalandan memnun bir hale bürünen geçmişim var arkamda, müziğin taşıdığı bir benliğe, gece birkaç kadeh kırmızı şarap benden. İçeri giriyorum, hala 1 sayfalık yazmadığım gerçeği bir yana, duvarları incelerken, çoktan kadehim yarılanmış, olduğum yerde olmakla meşgulüm aysız bu gecede. Yalnız olmak, bilmediğim bir yerde olmak, şarap gibi, kırmızı, isli ve benim. Solda duran veya sağda duran kişileri tarif etmeden, geçiyorum yanlarından, biraz da barda oturayım. Gerçi inanır mısınız epey kalabalık etrafım, biraz şaşkınım. Heral 9 kasabadan akın etmiş olmalı insanlar, ya da yalnızca bu kasabadan. Kasaba kelimesinin yazımımı ele geçirdiğini yadsıyarak, kulak kesildiğim parçanın tanıdıklığına tikeliyorum şimdi, burada karşıma çıkmak da neyin nesi? İnanır mısınız bu onun ta kendisi. Ta kendisi. 1.49. İhtiyacım olan sakin olma, arka kapıdan kaçmış gibi, kadehi tutan elim sanki benim değil, ses telleri gıdıma yapışıyor, yutkunluğum ise eksi bir manzara. Etrafa bakıyorum, herkes aynı bu parçadan olduğu gibi duruyor, benim aksime. Halbuki, son yudumdu, kıl payı yakaladığım bu gerçeklik çakmasıyla, hiçbir yerde var olmayan ekşi bir aşkın tınısı halini alıyor yutkunamayışım. Cidden uzun süredir gelmemiştin aklıma. Bir kadeh daha rica edip bardan kalkıyorum, ardından çalan şarkıdan bihaber tıkalı kulaklarım ancak zihnimdeki piçlikler var şimdi ritimde. Bar hala aynı bar, insanlar hep varlar. Yalnızlığımı onlar kanıtlıyorlar, insan sanki tek başınayken daha az yalnız gibi kalabalıktaki yalnızlığından. Ben her ikisini de çok sevmekle kalmayıp, yalnızlıkların türlerine kopuyorum işte. İşte bu yalnızlık, o parçadan sonra, paha biçilemez geliyor, çünkü o yoksa yanımda, kimsenin olmasını istemiyor oluşumu tıklatıyor bana. Seviyorum bu yalnızlığı. Ve bir kadeh daha.
September 2, 2025
hiç bişey yapmak istemediğim o andayım.
- yaş 34
- cinsiyet kadın
- ev yok
- iş tanımsız
- para önemsiz
- ayaklar çirkin
- sırt kambur
- sevdiği rakam 7
- eskiden 6 idi
- küpe takamaz alerjili
- favori grubu yok
- plak çalar
- plak sayısı 32
- sol elle de yazar
- ama kimse anlamaz
- istanbul u sever
- ama orada durmak yaramaz
- bişey i ayrı yazamaz
- aynı sırada herşeyi de
- yakın arkadaşların çoğu avrupada
- ona vize çıkmaz
- avrupa yı da hiç sevmez
- zaten genel olarak hiç bişey yapmak istemez
- kahve müzeler falan güzel aslında dese de sklemez
- kaldığı evdeki çiçeklerin ölüşünü izlemek ona pek iyi gelmez
- tek kişilik yatakta uyumayı yalnız uyumayı sevdiği halde sevmez
- genelde etrafında ihtiyacı olmasa da bir sürü nesne taşımaktan hoşlanır
- evet her şeye rağmen arada hoşlandığı şeyler var ve sanırım çoğu nesnesel
- bir şekilde merdivenleri hep çok sevmiştir ve yalnızca öyle duruyor diye yazar
- çünkü ne de olsa sevdiği bir diğer şey de dökülmüştür ağızdan ve o da bir nesnedir
- laptopu hep yazmak istediğinde ısınır ve ses çıkartır bu da modası geçmiş bir şikayettir.
August 21, 2025
dün gece 1 şişe kırmızı şarap sonrasında annemin 7 gezegen dizilmiş yan yana ne dilersen gerçek olacak demesi üzerine gelen anlık rep cevabım gerçektir:
anneme whatsapp ten:
diş fırçalamak yüz yıkamak zor gelir ama bir yandan 7 gezegen yanyana dizildiği için dileklerini diz deyolar (yanyana da ayrılamaz)
ben liste abartı
tokyoda dükkan nepalde ev derim, adada stüdyo, İstanbul atölyedir.
atinada galeri isterim. derken bir güzel yuh derim.
ancak 7 gezegen deyolar dizilir, istediğini vermeye belirir.
ne dilersen gerçek ne dilersin çek çeek çeeeeek açık çek
Bazen de cidden en iyi şeydir, dileklerin Terkar-ı Kerim
Anı anlık yaşayanlar deriz bu bir rahatlık biçimiyse ana özeldir ama pek özel
Flash city
Işık hızıyla söylerim bir bir makine listesi belirir
ışıyan mor bozuk-buzdolabı
4lük 2 adet bud pack, hiç sevmeeeemmmm
Çöpleri çek
400bintl ye deste olansa ağırlığı beli kemirir
Çek çöpleri aşağaa bize verilen dirilir
Bornovada milattan önce şampanya tadında prada gözlük bulunmuş pisuarda
Bana yakışır her türlü marka aman ha
Ergime başlıyor işte ister deniz kumu kullan ister poşetleri guards aaaal farketmez kankaa
ha ha haaa
We are the team of same anca
Eme yine de şubat ayında bana bi kapanmak geldi amca
Sonra grafiti yapmaya başladım felan
Çünkü baya iyidir yaw görünmeyen nokta
Yapacaksan
Seni sen görsün
Ameeee nammma bisss flean flian kanca
Benim cüzdan pembe, lila onun kız sanma
Sonra istemez biri konuşmak handa
Biri çizer
Biri sallar diğeri diretir diretik aman şşt kimse bilmezz bunu susar arada şaşarız hatta bu nasıl bir susuştur hatta
Zamanı gelir geldiği fikir gibi her çeyinnnn
Kir.izi kir.xi kırmızı etek li kızzzzz dirilir sıkılır Arta.r kelimeler
Anlamak.sikjcilassir
Sıkıcı laşör laşır
Yara ham yapmak istediğin gibi şuracıkta olsa da
7 gezegen hizaaaaada
Da
Daaaaaa.
kuşanç. haha
August 20, 2025
şimdiliğin oluşması zaman alamayan adımda kendimi bulmama şaşırmıyorum,
geçici sırflık gibi temenni belirim faslı bu.
bir diğerimi aramadığım halde tökezlediğim yayımın istemeden işlemesi sanrıma,
düz ve kalıcı bırakalım bunları,
ne diye ikiye bölersin kendini diyor oradan bilen birisi,
soruların gerekliliğiyle bilgelik hissi yayılıyor kül tablasından,
sigara içmiyorum halbuki, sessizlik kendini duman sanıyor salaktan.
avcu açık bir çift, dolgu topuk deli ve yansımalarda asıl kendini bulamama laneti üzerinde olan 3ümüzüz şimdi,
buyurun siz geri ben ileri.
söyle asıl nedir bunların ingilizcesi?
August 18, 2025
August 17, 2025

bugünkü kitap buydu.
çağdaş alman kültürünün başlangıcı olarak kabul edilen bu kitap roman-mektup tarzında yazılmış.başından geçen olaylarını ve aşık olduğu kadına karşı duyduğu hislerini döktüğü mektuplardan oluşan kitap oldukça şiirseldi ve okulda okumak pek zordu.olsundu.
22 Mayıs
bazı insanlar,hayatın bir rüyadan ibaret olduğunu düşünmüşler.bu duygu benim de peşimi bırakmıyor.insanın yaratıca ve araştırıcı kuvvetinin dar bir çerçeve içine sıkıştırıldığını anlıyorum.şu zavallı varlığımızı sürdürmekten başka hedefimiz yok,salt ihtiyaçlarımızı gidermekle uğraşıyoruz,başka bir şey yaptığımız yok.içimizin rahat ettiği zamanlardaki sakinlik boyun eğişten geliyor.böylelikle zindanlarının duvarlarına güzel resimler,iç açıcı manzaralar çizen mahkumlara benziyoruz.bunları düşündükçe sanki aklım duruyor,Wilhelm,kendi içime dönüyorum ve orada başka bir dünya buluyorum.bu alemde,hayat ve hareketten çok sezişler ve karanlık istekler var.karşımda türlü türlü imgeler dolaşıyor.ben ise gülümseyerek derin düşüncelere dalıyorum.
27 ekim
çok şeye sahibim.ama onu düşünmek her şeyimi silip süpürüyor.nelerim var!fakat onsuz herşey bana hiç oluyor.
şeklinde.
ritüel hayat tablosu
August 16, 2025
Zaten şaşmıyor, anlamsız öğleden sonra kestirmemi bitirmeye karar verdiğim saat 15.12, hiç şaşmıyor, saat ya 12 geçiyor ya da 12 var oluyor.
Cidden şaşmayan nadir şey var biri o, biri de tembelliğim, diğeri tırnak yiyorum, beyaz şarap içmiyorum, bunlar şaşmıyor yani.
Annem bahçenin kapısına yakın parkeden yan komşudan şikayetçi, bu da şaşmaz.
Ama cidden illa da burnunu biraz da olsun sokacak bizim bahçe kapısına..Bunları yazarken annem gelio, 2 ayrı ev göstermeye gitmişti, o arada bana makinayı boşalt dedi ve şu börülceleri ayıkla ve bişey daha diyordu ben ofladığımdan devam etmedi, tembelim işte, şaşmaz o da.
Zaten ben bi şekilde neden hala buradayım onu kestirememenin verdiği ağırlıkla kestiriyorum, eskiden benim evimde duran ikea indirim kısmından aldığımız koltukta, L'dir kendisi.
Börülceleri güzel ayıklamışım pohpohlaması geliyor, makinayı yarım boşalttım diye ki yerlerini bilmediğim şeyleri ellemedim sonradan gıcıklamasın die, aa bunlar kirliler mi laf sokması beliriyor, ama olsun ne yaparsa yapsın veyahut derse dahi gıcık bir yerden değil, herşey normal ve komik gelir.
Herşeyi ayırasım gelmiyor, sokaktan içeri dalan yavru kedi her ama her şeyi tırmalıyo. Sallamıyorum, neyse o.
Yapıveridursun diyorum ablam, biz gelene kadar, yemeğin harcını, teknede bişi yok dio annem, hani sarımsaklar oradaydı?
Sarımsaktan ekonomi vakti geldi çattı, işte bu an! Teknede çok var ya, eve almak no deyor.
ona ulaşmak da ayrıca bir zor diyo,
ablama,
Sarımsağa olduğu kadar şu anda,
haklı,
baba kız, bakmazlar telefona, şaşmıyor.
bana sorsan meşgulum ondan açamam, ya da açsam da kısa keserim, ödünüz kopmasın, kendi halimdeyim.
neyse öyle ya da böyle, yemekler hazırlanıyor, tüm tırnaklar yeniyor, birkaç foto seçiyorum bok var gibi instaya falan koymaya, biraz ona yolla biraz buna yolla, aşırı ısınmış laptopu kapıyorum hışınla, şaşmazzzzz, hızlı pes ediyorum pc başına.
(bunu dün hızla yazdım, bugün editledim ha ha haaa şimdi oldu yani der gibi neyse edit polisi vardı Bi ara bana editlediğini fark etmiyorum sanma falan yazmıştı, kimdi ve nereden yazdı hatırlamıyorum ama yazdı işte, bok var gibi o da gerdi beni, sonra buradan edit yapmayı bırakmıştım, gerçi her bir yerden de, şaşmaz, neyse o. )
August 14, 2025
- ne zaman yazıcam diyorum, yazıcam yazıcaaam
- önce aklımı oraya danklatan şey yaşanıyor oluyor, aynen tam o anda yazası geliyor halimin, ama anlamıyorum büyük yazarlar durup mu yazanlar yoksa sonra mı? büyük yazar diyecek kadar sıkıcı ama bir o kadar da inançlıyım bu cümleye kadar. sonra ise nasıl akılda kalıyor ya da nasıl aynı hevesi tutuyorlar bilmiyorum da şeylerin hissettirdiklerinden beynime akan cümleler anda oldukları gibi değiller sonrasında,
- ya da cidden o cümleler oldu mu yazmasam da?
- ekran beni sevmiyor diye değil belki de, artık gözlük kullanıyorum, geceleri de varım başında ancak laptopum eski ve sıcak diye de mi değil? ya da çıkarttığı ses veya dur yok daktilo daha da sesliydi, benim hiç daktilom olmadı ki,
- bir sokak geliyor aklıma, anca bir sokakta yürürken geliyor tabii, napıcam, defteri çıkartıp yazacak mıyım? o eski tozlu halini sokağın, insanların tavrının bendeki etkilerini ve bilmediğim bir benin belirişini önce bende sonra işte en dar sokağında hadi diyelim Kathmandu'nun, aynen hadi oranın olsun bari ihtimal-i, durup yazmalıyım belki de,
- ya da ben yazmak için var olmadım, anca söylemek kendime
- içli
- ve
- söylenecek en içten cümleleri
- önce kendime.
- ya da işte bir de arada tamam diyorum, yazacağım, herşey hazır, her şeyi benim de ayırasım gelmiyor, ama yine de tam o yazma anında inanır mısın, hiç çekmediğim o uyku beliriyor, ön kapıdan da girmiyor, arkadan sıkıştırıyor beni, uyutuyor 2 4 5 saat, uyanıyorum, halbuki depresyonda da değilim,
- ya da öyleyim sanıyorum,
- masanın başında oturmuş bitmiş yemeklerin kaldırılışını izlerken bana sorulan çay? sorusuna ihtimam etmiyorum ama yazasım geliyor işte, orada öylece durmuş, yemek sonrası, çay umursamazlığında, hissettiğim, aklımdan geçen, hissetmek de ne demekse de neyse işte, bana gelen o cümleleri yazmak, yazmak, yazmak. Ancak ben sadece aklıma suya yazar gibi serpiştiriyorum cümleleri, sonra gelirler diyorum herhalde kendileri,
- hiç gelmiyorlar,
- hiç olmadılar san ki.
July 17, 2025
Çağırınışkan
sokaklarda aradığım pembe köşeler en renkli yerde siyahın beyaz
hmm yok bir de en renkli yerde gri'ye rastlamak
GARİP şekilde kültür seni yerden çeken bir şey gibi baskınsa, köklere inmemek niye?
yüzeye kalmış şeydir özgürsüz suç diye?
yine de TEKNO çalıyor
büyük kılaplar işte
ya da rüyanda görürsün bre be.
kapı komşun yanıyor, Sır gibi saklamanı istiyorlar, acını, sessiz
en Zen olan şehir bile bazen serttir beton gri ( sestir)
rüyanda görürsün şekerim orada sakinlik bir mistery
ortamda ₺arih konuşuluyor bağırıyorlar, tv deki bağırıyor, sesler yüksek, dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar! deyolar sonra bir de şikayet var hiç konuşamıyoruz diye neymiş efendim o neden kitabı bitirmedi ben neden okumadım kim hatırlıyor bak kristal bak tv gösteriliyor
konuşamıyoruz, şimdi de film açılıyor
Tv'de "yumurta çalsalar hapiste/hapse hükümet soy falan dönüp bakmayolar dioooo
Tv önündeki sehpanıntozunu al deyo
tag atıyoruz üzerine
Babam allahtan sanat seviyor!
bozukbuzdolabı, uzay gemisi 2025 temsili
rüyanda görürsün şekerimmmm
burada sakinlik calmistery
ama tüm bunlara karşılık seçilmiş fikir kaosunun içinde dolanır iken sokaklardır itilmiş fikir havuzu mesajlar küpürü anlar ve şekillerden oluşarak hal ve durumlara dönen bir düşünceler çıkarımı dosyalarda birikir, öyledir işte sıra sağdan döner
uv oje, taylanddan inhaler
ve getirin lan çarşajları
tembelmi siniz kime çektiniz diyor anne
yani yine haklı
sırtında çokça iğne gibi dikenleri vardı bazı anların
triyas dünyası sanarsın ortam şahakü
momografi kötüüü diye haykırıyor şimdi anne son zamanlardaki en iyi araştırmalara denk gelmiş
diğerlerini dışarı çıkartmadan önce onu durdurmalıyız deyo şimdi tv, bambaşka dünyalardayız harbi
kolonoskopi temizlemiş ama arkadaşımız emrahın bağırsaklarıi,
işte bi iyi bi kötüdür şeyler falan der kesip atarmışım bu işi iyi mi?
Bunu editlemiyorum arkadaş köpeğim ölmüş iki gün önce o geliyor aklıma, belki sonra da babam da salonda klima var diye saykırıyor rüyasında Çapkın
benimse elimde "by using public transport you protec the envirionment (e.f.o.r. 1977)" yazan bir patch var taa 25 senelik.
evrengile gönderiyorlar bu arada bazı hayalleri.
June 5, 2025
onların mac leri var,
aromalı çay içiyolar, ne istiyorlarsa yiyorlar, cidden,
onların parlak tırnakları var, yenmemiş, evet doğru duydunuz, ellerini ağızlarına götürmez onların ellerinde kokteyleri leri leri leri var, marka gözlükler ve birer penis, en azından her birine bir tane,
kesilmemiş, var işte!
bense çoğu zaman mal varlığımın farkındayım,
fazla çabalamıyorum yaşamaya,
zaten bunu ben istemedim,
ancak biliyorum işte, kaç param var, ne içemem
ne yiyemem
ne giyemem, (genelde ne giymem)
her şeyi zor yolla yaparım
falan ama işte ben istemedim yaşamayı
ondan umurumda değil tırnaklar macler ve pipiler
benim ilgi alanlarım var
sabahları kategorize etmem
yağmurda yürümeyi severim ama yürümem, bozuk da olsa makinalarım var çantam ağır !help!
mentollü sigara içerim ama sorsanız ben sigara içmem
thai tea severim, thai tea li herşeyi en azından bir kere yemişimdir, benden kaçıramazsınız, thai tea radarımdadır
fransızlar, ingilizler, italyanlar bir şekilde gözüme hoş görünebilir ancak cidden hepiniz de bir şekilde tırtsınız güzelim, ne varsa of çok sıkıldım dediğin türk erkeklerinde var, en azından ararlar veya sen ararsan oradadırlar.
kitap kapakları, eski binalar, dinci insanlar, ambalajlar, merdivenler ve dibi kum berrak denizlere ilgim var, nasıl diyim, işte severim onları izlemeyi, dinlemeyi, yanlarından geçip gitmeyi. ( her zaman yüzme havamda değilim sevgilim)
sonra yazacak cümleler biriktiriyorum gün arası, ya cidden çok zor durup yazmak çoğu- su verin biraz.
sonra bir partideyim, sırf sen öğren diye 5 dklık gösteriyorum nasıl sevgilin olunur
ya cidden çok zor durup senin sevgilin olmak
5 dklık anca
yetiyor bana
sonra yalnızca saçları güzel görünen güzel gürüşlü karizmatik bişeysin
ama binlerce binlerce binlerce ce ce cesinizzzzz
June 4, 2025
April 22, 2025
Duvardan sıyrılıyor, omuzlar dik,
ayakkabıları ters duruyor ve yüzüğü kayıp. ( cidden onu her yere soruyor, griye boyanmış kayrak, köşedeki yazı, yamuk kaldırım, çamurlu paket )aletten duman alıp yanındakine uzatıyor,
kahveyi hindistan cevizli seviyor,
Duvara geri yapışıp, omuzlarını silkiyor.
şimdi de kendisi ters duruyor.
Oh Lord, Don't Fascinate Me
i drink milk every day














