her durumda, kinetik de olsa, ya da sinetik, mimetik veyahut sistit, diyelim etnik,
geç kalıyorsun, uyanmalısın şekerim, 7 bilemedin 8, zamanlama dansta; bir iki torba: gereklilik, iş bitir falan ama, cidden yararlı olma halinin önemi ile bişeyler yapmış olma hali farklılaşıyor sonunda.
bunu ayrımsayabilmeslisin..
türbülansın doğası ne idiyse, akıp gitmenin hali bir başka,
herhangi şeyin mekaniğine geri dönecek olursak, kurallar işte napalım her biri birbirinden sıkıcı,
bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda kesinlikle saptayamadığımız gibi, kişi bilmeye bilir cidden hamam çıkışı ne istediğini
ilk olarak "Le Sacre"
30 Temmuz saat 4te
ne hareket edecek alanın kalmıştır ve de kültürün son kalıntıları da artık ölü atmosferde parçalanmaya başlamıştır. Farklı bir atmosfer yaratacak olsan ne renk olurdu bu? İçinde ben var mıyım? Ölü ağırlığı dağılır mı bu sayede? Ya da burjuva vurdumduymazlığına yer kalır mı içinde?
31 Temmuz saat 7de
Neredeyse sabah başladı. Kafeye oturup yazıyorsun, peki ne hakkında farkında mısın? Belki bir gün anlaşılacak dediklerin, kendin tarafından, belki bir gün sen heralde 72 olunca, ne acıklı.
Yerini değiştirmelisin, güneş neredeyse hiç bir masaya vurmayacak olduğu halde, kahve hiç bir zaman porselen bardakta verilmeyecek, keklerin tadı olmayacak, harddisklerin dolmayacak, kitaplar bitmeyecek, anahtarlar kayıp, yüzüklerin çıkmayacak parmağından, 72sin işte, öylece, zavallı Türkiye! aynı uçurum üstünde bekliyoruz öylece, geçen yılların şarapları bambaşka, geçicilik içyüzümüzü kusuyor,
böyle yaşlandık işte,
bir haber birbirimizden,
bir tek şiir yapar sandım;
aramızdaki belirsiz boşluğun köprüsünü kelimelerden,
pantalonlar öldü, odalar sefil, manzara mor,
sabahtan sabaha, geceden geceye, bin bir dolandık, adı bilinmez zincire, ne olduysa oldun,
sonunda ben de sen de bambaşka layed and waited.