January 3, 2024

 hahahaha okay


2 hafta önce bugün beraberdik

Birlikteliğimizin üçüncü sabahıydı bu olanlar

Tamı tamına bir sen ve bir bendi günümüz

Ancak sabah erkenden gelmedin yanıma evvelsi gibi

Biraz öğleyi geçmişti vakit

Biraz eskimiş his

Tüm bedenim sana akıyordu sanki benimse niyeyse

Daha nasıl öptüğümüzü bilmeden de

Bu küçük kasabada bir sen ve bendik ikimiz

Uyanışımdan beri tek isteğim görmekti gözlerini niyeyse

Sanki bilirmişim derinlerini

Bana açılan bir kapı gibiydin gizli gizli

Teknenin sallanışları etrafı toplamam zaman öldürmem hiç rahatsız etmedi o  gün beni

Biliyordum sen gelecektin geri

Önce biraz oturduk

Önce ellerimizi dokundurduk hafif fantezi

Sonra pazara çıktık

Günlerden salıydı

Tıpkı bugün gibi

Hafta bu kasabada salıları başlıyor dedim sana

Hak veriyordun, yanımdaydın, cevabın vardı, karşılığında dinleyen bedenin,

Pazarda yanımda olmak istemiştin halbuki ama nedense daha girişte bırakıp gittin beni,

Oteline gitmeliydin, geri gelecektin.

Nedeni belirsiz bu gidişinin ardından yaşadığım yalnızlık en uzun 15 dakikaydı benim için

2 hafta önce bugün pazarda anlamıştım aslında hiç gelmediğini, gelmeyeceğini

2 hafta önce bugün pazarda belliydi sevemeyeceğin beni

Kısa kestim herşeyi bense

En gıcık yanıma iteledim sen fikrini

Herşeyi atmak istedim elimden

Hiç bir sebze bana alınası değildi

Hiç bir meyve parlamıyordu sanki cesetlerdi

Hiç bir insan zaten gülmüyordu yüzleri maske maske

Atasım geldi elimdeki herşeyi seni beni terk ettiğin yerde terk edesim

pazarı dağıtasım

Daha başında kaçasım

Hiç olmayacakmışız gibi sen ve ben

Sonra gerçekten de döndün yanıma

Ama ben artık eski ben değildim ve umrumda bile değildi o an,

Gelmiş olman hiç birşeyi çözemezdi artık

Ölmüştü bende izin

Ve umrumda olmadan sevişecektim seninle yine de

Ve adı sevişme bile olmayacaktı onun                       

Çünkü sen yoktun artık bende

Çünkü sevişme senle benizdir ya hani

Ne sen vardın ne ben bu hikayede

2 hafta önce bugün beraberdik

Ve ben hemencecik anladım seni

Ne gelirdin ne giderdin

Bir sevişme sonrası sönerdin diri diri.


hahjahaha thats right

 bu ne okumadan hemen paylaşıyorum, 3 sene önce

diskroni öykülem

Bitkin ve umutsuz görünmeye roleniyordum. Bu hemen işe yaradı, kendini yakın hissemiş olacak ki atıldı:

Sorun nedir?

Ben 2 gündür nu barda Jak isimli birini bekliyorum. Beni burdan alıp evinde 4 gün misafir edecekti. Trenime daha 3 gün daha var, nerede kalırım ne yaparım bilemiyorum. Beni bıraktılar ve .. ağlmamı güçlendirdim ve konuşmayı fadelice durdurdum.

Edebileceğin bir numara da mı yok?

Hayır yok.

Çift taraftanda mı?

Evet öyle. Beni buraya bırakıp Jak adını vermeleri dışında bir bilgim yok ancak trenin hangi orman ucundan kalkacağını biliyorum. İlk dinlediğim masada şu anda onun yanında oturduğum masayı işaret ederek şu adam da Fortun ormanından geliyor diye dedişmişlerdi. Tiyo ordan buraya paslanarak;

Nereden kalkıyor?

Fortum mu Fortun mu ne diyerek tecaülü arifimi sergiliyorum.

Fortun diye düzeltiyor beni. Hafif havalanıyor, cilve seziliyor aşağıdan istediği.

Aa o ormanı bilit misin?

Tabii ben orda yaşarım.

AAA öyle mi ne büyük şans! En azından bilen birine rastlamak bile beni sevindirdi. İçkisinden bir yudum aldı. Birden bardaki müziğin ritmi değiimeye başladı. Hızlanmıştı. Orada anladım onun Onlardan olduğunu daha bilmediğini. Farkında olmadan değiştiriyordu çevresindeki etkenleri.

Burada seninle Jak i beklemem de sakınca var mı? dedim dikkatini dağıtmadan.

Elbette ancak kısa süre sonra yola çıkmalıyım. Evde beni bekleyenler var dedi.

Hmm acaba biriyle mi? Tam gözlerimi çekerken minik bir panikle devam etti.

Hayvanlarım var. Gülümsedim. Olabildiğince sıcak ve içten. Ayağa kalkıp bara yöneldi.

Ne alırdın?

İki yassılı tam diker bir öz suyu lütfen. dedim. Bara doğru emin adımlarla ilerledi. Sanki kendini adımlarına çok zorluyor gibiydi. Sarhoş olduğunu ve beni düşündüğünü anladım. Barın ışıkları kızarmıştı. Tüm hareketlerini izlemeye koyuldum ve bunu ona fark ettirererek yapıyordum. Tavırları akışkanlaştı. Barmen içkilerimizi hazırlarken ona birşeyler anlatıyordu ve barmen de onu pür dikkat dinleyerek arada ona kısa cevaplar veriyordu. Müzik egzotikti. Ormanla ilgili bişeyler anlattığı çok açıktı. Ormancı olmalıydı. Ancak araştırma kısmından. Bunu açıkça kılığından okuyabiliyordunuz. İçkilerimiz hazır olduğunda birkaç saniye durakladı. Barmen kendi işine koyulmuştu. Cevap beklediği veyahut da lafı yoktu karşısına. Hafif kafasını kendini uyandırmak istercesine titreterek salladı. O sırada onu kötü hissettirmemek için yavaşça ama emin olarak başka izlenecek bir noktaya çevirdim ve orayı izlemeye koyuldum. Beş saniye sonra kendinden çok emin şekilde yanımdaydı. İçkileri yavaşça masaya koydu. Gittiğinden beri herşeyiyle çok değişmişti ama haberi yoktu. Kendisine düş diker almıştı. Acelemiz o kadar da yoktu. En azından daha bir saat daha oradaydık ve Jak i bekleyecektik.

Burada ne yapıyorsun? dedi.

Özel bilgi ancak kutu temelli alan yapımının sanat kısmındanım.

Anladım. Daha önce de kutu temelli alan yapımından birisiyle tanışmıştım. Senin gibi sanat kısmından değildi ama. Az daha art mertebelerindendi. Kara yosunu mühendisi çırağının yazmanı.

nasıl tanıştınız?

432 hafta kadar önce bir süre burada çalışma toplamak için kalmaya geldi. Ben Orman araştırma yazmanıyım. Tabii olduğum alan çok geniş. Burada ormanların sayısı az ama kapsamları yayıktır. Karasal anlam araştırması buraya gelip ben gibi 7 yazmana da uğramadan çıkışta bildim belgesini imzalatamaz. Ve şanslıydı ki en çok kara yosunu bilgisi de bendeydi. Ben son uğrağındaki yazmandım. Eğer ben burada olamasaydım neredeyse hiç bilgi edinemeden bildim belgesi kapıp geldiği yere boşlu dönmek durumunda kalacaktı.

Birkaç yudum aldı. Göz kontağını hiç çekmiyordu ve bu beni ona dokuz korkunçça bağlamaya başladı. Orada, o anda sadece O vardı. Dediği hiç birşey beni başka bir anıya götüremiyordu. Dediği her şeyi anlayıp, herşeyi resmedebiliyordum ama onun bilgisi ve deneyimiyle formlaşıyorlar gibiydi her bir dediği ancak bunu bile bilemeden sadece onda kallıyordum her kelimesinde her çehresinde. Büyülenmiştim. O ana kadar karşılaşmış olduğum en güçlü O lardan biriydi. Kendimi ona tahmin ettirdiğimden daha hızlı ve derin kaptırmıştım. Artık ellerindeydim. Ve hala bunu bilmiyor olabilirdi ama gücü bana acaba O da O olduğunun farkında mı dedirtmeden de edemiyordu. Bunu bilmem imkansızdı. BU konuyu asla konuşamayacağımız çok aşikardı. Bunu ikimiz de ya biliyor ya da daha sadece ben biliyordum. Devam etti.

Benim evimde 127 saat vakit geçirdik. Işıklar kızarıp duruyordu. Heycanlandım.

Çoğunda uyanıktık. Işıklar parlıyor kısılıyor. Feyd yukarı feyd aşağıya. Islandım.

Üzerine konuşulması ve tartışılması gereken çok konu vardı o tür yazmanlığı kotarabilmesi için. Bildiğim her şeyi ona anlattım. Işık normale döndü.

Senin kara yosunları ile ilgili bu eşsiz birikiminin toptancısı durum nedir? dedim cilveli cilveli.  Gözlerini karşıya diktik. Diliyle üst dişlerinin üzerini temizler gibi bir hareket yaparak devam etti. Ormancılık serüvenimin ilk başlayış nedeni olarak o günü sayabilirim sanırım. Yağmurlu bir gündü. Yeşil papatyalardan az çıktığı dönemlerde, güneş morumsu esiyordu. Parkın yanından geçerken içerisinden karşı sokağı görebiliyordum. Parka girmek gibi bir niyetim yoktu. Ama beni arasından gördüğüm sokak çok cezbetmeye başlamıştı. İlk girişten kendimş içeriye doğru saldım. O zamanlarda parkta 52 adımdan fazla atamazdın. İçine girdikçe arasından gördüğüm sokak uzaklaşıyor gibiydi.  Ben parkı büyüten olmuştum. Adımım fazladan ağaç doğurtan.. Cap canlıı görünen yeşil  papatyalar gri papatlara dönüşmeye başladı. Güneş de ardından eskiyelerek dağıldı. Ne zaman gece olmuştu? Y a da zaten geceydi de ben parka bakınca mı gün tekararlıca görünmüştü bana, geçmiş anılarımla? Karşıdaki o sokağa beni çeken neydi? Açmıydım? Cafe mi arıyordum? İçimdeki doldurmaya çalıştığım boşluk da nereden çıkmıştı öyleyse? Yemekten kalkmamış mıydım? Nereden geliyordum, nereye gidiyordum. Soruların yanıtları gelmediği gibi sorularda feydleşmeye başlamıştı. Çok geçmeden neyin içerisine düştüğümü anladım. Bir park kermeşine denk gelmiştim. Beni sanrı bakışıyla etkilemiş olmalıydı. Parkı muhasara etmiş olmalıydı. Onlardan birine parkta hiç denk gelmemiştim. Ancak diğer denk gelişlerimden daha pahalıya patlayacağını gördüğüm alanın genişliğinden hemen anlayabiliyordum. Sakinleşmeye çalıştım ve adımlarımı yavaşlattım, ardından durdum. Arkamı döndüğümde ilk park girdiğim noktayı görür gibiydim ama hangi yönden gelmiş lduğumu  kest,remediğimden hiç birşeye emin olamıyordum. Zaman durmuş ama zaten her zaman bu durmuş olduğu andaymış gibiydi yaşamım. Yaşamım kelimesi ise sadece çevremde gördüklerimi hatırlatabilen bir hatıra kabına dönmüştü. Y a da hep öyle miiydi? Nefes al nefes ver. Sokağa döndüm, baktığım yerin ötes ağaçlarla kaplanmıştı. Şimdi herhangibir eski bakışladığım noktaya dönsem orası ağaçlara bollanıyordu. Tek yön kalmıştı o da ilk geldiğimi düşündüğüm noktaya hızlıca dönmek. Tüm bu bahsettiklerim 5 saniye içerisine sığmış 5 kütleli ağır döner gezegenimsi süreminde akıyordu. Tekrardan ağaçlarla karşılaştı paniğim. Artık her anım ağaçlardı. Onlar. ve ben. Onlar. ben. Onlar. O. Onlar. Ve ben de gitmişti. Vücuduma tahmini belirsiz şiddetli bir rahatlama geldi. Sanki herşey tam da olması gerektiği gibiydi. Herşeyin sonu. Herşeyin başlangıcı. Benin yitimi. O. Onların biçili.

Hikayesinin burasında onun O olduğunu bildiğimi anladığını anladım yani onun da benim O olduğumu bildiğini öğrenmiş oldum. Herhangi bir mimik değiştirmeden devam ediyordu.

Gözlerimi kapattım. Sandım ki gözlerrimi açtım. Şimdi beni başta çeken mor güneş esişindeydi bedenim. Ve bedenim sadece benim bedenim olmaktan çıkıyordu, bunuysa görebiliyor/um gibiydi. Formun buharlaşması tınısında. Kulaklarım aklıma geldi, sanırım bu son aklıma erişişim olacaktı, az kalmıştı, kullaklarıma odakladım tüm aklımı o anda. Ne duyuyor olabilirdim? Birşey duyuyor muydum? Daha önce ne duymuştum? Tüm duyduklarım bir anda bana geri gelse ne olurdu? Formu? Boyutu? Kütlesi? İtimi? Tüm sesler. Tümden kastım neydi? Ben daha biraz önce neredeydim? O an, sadece O andı. Geri ve ilerisi olmadan ve nasılsa durmayan bir o an. Bedenim artık yoktu/yekti. Sadece O an vardı. Sadece O. İşte bu şekilde 'na dönüştüm. Gözümü açtığımda park Kermeşi kılığında O karşımdaydı. Park cep kadar bir boşluğa dönüştü. Eski kurumuş bir ağaç vardı arkasında, belli belirsiz gözüme ilişen, yaşlı körpe. Gülümsüyordu. Merhabalaştık. Yerdeki birkaç tulayı göstererek

Oturmak ister misin? İhtiyacın var gibi duruyor.

Olur dedim. Biraz sendelediğim için kolumdan tutarak bana yardımcı olmasına izin verdim. Oturduk. El çantasının içersinden yeşil papatya desenli bir su matarası çıkartıp bana uzattı. Titrek ellerimle mataraya uzandım.

Üstündekiler de ne? dedim istemsizce büyük yudumların ayıltmasıyla.

Mataramamın mı? Yeşil papatyalar. Çok çıkmaya başladığından beri heyecandan her yere yeşil papatya resmi serpilişmeye başladı bilirsin ki. Bankanın armağan matarasıdır o. Yeşil papatyalar evet, nasıl azalmışlardı. Korkmalarını anlamıştım ama bu kadar azalacaklarını hiç tahmin etmezdim. dedi. Elimden matarasını alıp çantasına koydu.

Şimdi daha iyisin ya. Seni gördüğüm ilk anda yanına gelmem gerektiğini anladım. Dalgın görünüyordun, dengen bozuldu bozulacak. Bu minik köşe parkı hep çok sevmişimdir. Bana geçmişimi hatırlatır, ondan arada uğrararım. Bana da bu kaldı iyi mi? Herkesiin geçmişini elinde tutması için bir item verirler, sana da yaşlı körpe çıkar. O da allahtan evine çok yakın bir yerde var. Gelmesi kolay.

Evet iyiyim teşekkürler. Ne. Neydi geçmişinizle ilgisi. dedim merakla. Durulmaya çalıştırıyordum zihnimi ona kilitlenme fikri doğdu. Asıl ona.

Dedektiftim. Köy katilleri dedktifi. Dikeldi eliyle yakasını düzeltti, şimdi daha ciddi birhavası vardı. Nefes aldı. Cümlesine devm ederken diyeceğini bildiğinden midir nedir hemen eski sönüklüğüne dönerek ama çok geçmeden işimden oldum. dedi üzmüştü bu durum onu belli ki, ağlayacak gibi devam etti o zamanlar herşey hızlanmıştı. Değişimin başları. Herşey iyiye giderken aslında herşey kötüye de gidiyordu. Bakışın önemliydi. Kristal açı her zaman ak değildi, ne matları vardı ah. Neyse, köylerde genelde cesetleri ormanlık alanlara gömerlerdi ya hani, taaa eskilerden onyedibin küsur hafta evveller. Ya da kaybolanlar ormanları severdi. Bu bedenler daha çürüyüp mineral ve metal olarak toprağa karışıp yakınındaki bitkiler tarafından emilip de bu bitkilerinin yapraklarından yansıyarak ışık dalga boylarının değimesinden, yaprakların cesetlerden yayılan nitrojenden dolayı klorofil üretmeyi arttırarak yemyeşil olması sayesinde orman orman gezmenin  de ilerisinde droneları da aşarak teknoloji coştu. Ve ardından tüm de bu gibi gelişimler sayesinde ağaçlarla konuşmaya başladığımız ilk anlardı aslında.Bilgisayar yardımı ile tabii. Dillerini çözdü kereta. Bir anda cuk nasıl bilgisayar diye bişey geldi onu da pek anlamadım ama neyse. Artık cesetler nerde hemen öğreniyorduk ormanlardan. 0101 pıt pıt. Saniyemizi bile almamaya başladı sadece 30 hafta içerisinde. E tabii katiller git gide azalıp onun yerine farklı meslek gruplarını oluşturmaya başladılar. Hiç biri de suç değildi üstelik yaptıkları şeylerin.

Ne. Neler yapmaya başladılardı?

Gelişme dönemi ilk furyası. Yaşımdan da anlayacağın gibi. derken yine bir dikeldi gururluydu o konuda da aynı eskiden dedektif oluşuyla olduğu gibi. Bir kısmı marangoza pek ihtiyaç olmadığından ama tahtayla ilgilenmek istedikleri için önceleri post füturistik denebilecek objeler yapmaya başladılar, sonrası hepsi birleşip dev yapılar kurmaya başladı. Köy köy post füturistikimsi kavramsal maragozlar belirledikleri birbirlerine yakın boş alanları yaptıklarıyla dolduruyorlar, sonra bu alan koca bir şehire dönüşüyor hızla. Orada insanlar yaşamaya başlıyor falan biliyorsundur. Yapılar da sağlam baya. Ee tabii bilirsin içlerinden atmaları gereken bir enerji var, katil enerjisi onları da ya o binaları yapmak için ya da bazıları da evlerin içini dolduracak üretimlerde bulunuyor, bir kısmı landın sokaklarını süslüyor sokak banklarını görmen lazım! Lüküs tek kişilik yaşam alanı vs.işte diğer şehirlerdeki ama şehir dediğim tüm TaucEti'nin her bir yanındaki şehirden bazı tip insanlar da doldurmaya başlıyor bu yeni yeri. Artsland böyle oluştu işte. Ne şehir ne ülke işte. Neyse o. Birtek o. Örneksiz. Ancak başındaki insanlar aslında katildi. Sonra onları doğayla konuşarak hemen bulduğumuzdan ötürü bıraktılar katilliği ve sanatla bu şehri kurdular. Landı büld eden. Orada yaşayanlar falan. Öyle yani, soyları o, geneli katil, ilk başları en azından. Sonra, heryerden evsiz, aç sanatçı, itilmiş bilimci, görmezden gelinmiş filozoj kim varsa dokuz bucak akın ettiler oraya.. Fasan filman.  Ve onların doğa yüzünden ellerinden alınmış katillik görevleri ardından ben de işimden oldum. Oraya birkez gittim tüm bunların ardından. İşimden olduğum oluyordu epey. Haftaca fazla. Mesleksizdim ama tır buldum onunla geziyordum. Ortanca doğmuş banayarıbağlı-insanım köküoralı birileriyle hayat başlatıp orada yaşayan olmuştu. Onun üzerine önce dayan dayan, kızgançlıktan ilk bi gitmedim sonra tırla kaydım orayada bir tausu. Normaldir ki bi garip yaşamları. Özellikle yarattıkları alan sayesinde görülen rüyalar bir ayrıymış. Bana bunu gittiğim ilk gün söylediler. Bana öyle rastgele bir rüyasını anlattı o gece uyumadan geri şehrime yola çıkmadan önce. Bu gece dönme planı ise, şimdi biliyoruz da, o anda, bana rüyasını anlatırken o gece oradan ayrılacağımı bilmiyordum. dedi duraksadı. Gerçekten de konuşmayı bitirmiş gibiydi. Sanırım sormamı bekliyordu.

Neydi rüyası?

Rüyasındaki evinde her kararırın arkasından gidemeyebilirmişsin dedi bana dedi ve duraksadı. Bu sefer yüzü bu konuşmayı bitirmiş gibi değildi, hafif endişeli yüzle bir noktaya sabitcesine o yere dalmış gibiydi. Karşısındaki onayarıbağlı-inanına. Sanki benim de karşımda gibiydi gözlerindeki yansımadan sızan. Devam etti, herşeyi anlatmaya hazır olduğunu hissettiği ilk anda. Taksalar homeostaz dönemlerine ister istemez girebilmiş olduklarındandır ki her birey de genel uyuma bir şekilde ayak uydurur. Çevreye uyum kimi zaman tepkili veya zor yollardan olsa da, bireyler bazıları sırf kendi bilinçleri ile çevreye uyum sağlamama isteklerini sürdüremeyebilirler. O durumsallar da ideolojik olarak ne düşündüklerini unutmaları onların hayrınadır yoksa hiç birşekilde, çevresel yönden mütevellit, ideolojilerinin peşlerinden rahatlıkla ve özgürce gidemezler. Sürüye uyarlar. Bu taa diğer cinslerden, türlerde, sınıflardan her ama herşeyden gelen eski uyum sağlama ortak meminden gelen bir yazgıdır. Bu değiştirilemez. diye devam etti kızım. Oradaki evi öyle bir sistemmiş. O yüzden neredeyse herkez aynı ancak yine de birbirlerinden farklı ve sınırları bu sebepten ötürü çok katı olan alt6 ana kladdan oluşmaktaymış. İçinde bulundukları yaşam alanı; tanımsız. Anlamlandırabildiği kadarıyla bir yüzeyler düzemi arasında, birbirlerinden farklı yerçekimi merkezleri olan, ışıklar gibi de birbirlerini kesen yüzeylerin birlikteliğinden oluşan, şekilsiz ancak form yüzeyde yaşam. Eğer o kelime yaşam ise elbette. Kızgınlık, üzgünlük, kaygı vb kavramların olmadığı bir düzen, düzlem, düşlem. Üç kural. Biri ilk bahsettiğim homeostaz burada olduğu gibi orda da var. Ancak taa başlardan yanlış anlaşılmış. Buradaki gibi yaşayacağımız her hangibir alana, yaşamak istediğimiz, bizim seçtiğimiz alana uyum sağlarken kendi dengelerini ( balance-itself) koruma adına kendilerini düzenlerler. Ancak zaten genelde kişiler kendilerine en uygun koşullara sahip alanlara içgüdüsel yöneldiklerinden oradaki gibi her birey genel uyuma bir şekilde ayak uydurmak zorunda değildir. Genel uyum daha uzak mercekli bir kavramdır burada. Orası TauCetiE kadar geniş değildi anlıcağın. Büyüklük kavramı da belirsiz ama güçlü kavramlardan biriydi onu anımsıyorum ama ne kadar kalabalıktık orda tanımlayamıyorum. Alt6 klandan 2kincide konumlanmıştım. Ama kimi zaman bu konumlarla nedenini anlamadığım şekilde değişiyor b5ş, 3ç, d4rt oluyordu. Kimi zaman klanıma hemen adapte oluyordum, kimi zaman hiç istemiyordum ama kendimi adapte buluyordum. Yani birbirine karşı 6 tarafın birbirleri yine bizlerdir. Dönüp duran şekilde karşı olduğumuz tarf oluşup duruyorduk. Karşı da bizdik karşı olan, karşı olunan da. Yani ortada bir birbirini götürme söz konusu olabilecek şekilde aynı karşılıklar durumu. Eşittirin iki ayrı yanında konuşlanmış. Ancak kural iki. Herşeyi ilk kuraldan biraz daha zor bir hale getiriyordu.

Neydi o dedim. Kafam biraz karışmaya başlamıştı. Ancak dedikleri doğruysa içinde olduğu evde hiç bulunmak istemezdim. Biraz korkmaya başladığımı hissettim. Bu bir doğal efektti. Ayağa kalkıp kütüphaneye yöneldi. Rafın arka kısmından birşey alıp mutfağa yöneldi. Suyu doldurduğu kabı ocağa koyduktan sonra elinde o şey ile gelmeye başladı yanıma. Elindekini tam göremiyordum. Biraz anda bedensel askıda kalarak anlatmasını sürdürdü. Uzun bir araydı. Kural ikiyi mi hatırlamaya çalışıyordu. Yoksa kural onu ne kadar derine götürebilirdi. Ona mı bakıyordu. Ancak şunu biliyordum ki çok güçlü O'lardan biriydi. Ona baktığında yalnızca Onu düşünüyor anlattıklarını onun anlattığı şekilden başka hiç bir ekleme yapmadan düşünebiliyordun. Renkler, sesler, formlar kusursuzdu. O baya etkili bir O'ydu. Ve buna fazla şaşırdım, etkilendim. Acaba o kadar güçlü bir O olmak nasıl bir his olurdu dedim ve korkum artmaya başladı. Kişiler arasında bu kadar görünerek dolaşan O'ların fazla sömürüldüğünü duymuştum. Tabii burada Artlandde öyle olması muhtemel. Ancak iki bu kadar güçlü O'nu yoğunluğunu kaldırabileceğimi düşünmüyordum. Korkum beni susturdu. Zihnimde de. Öyle 58 dakika kadar durduk. Sonra ilk hatırladığım şey devam ediyor olduğuydu.

Kural iki bu evde bir eşitin iki ayrı tarafındaki aynı karşıtlık birbirini götürmüyordu. Bu yüzden işler yanlış döngüde sürüp gitmeye devam eden möbiusttuk. Durmadan 6ltı tarafta da oluyorsun. İlkken ikiye karşı oluşuna karşı oluyorsun 3ç olunca karşı olduğuna oluyorsun karşı b5ş olunca olduğun şeye karşı olan 6ltı oluyorsun ilke karşı. Karşıtlık olmasa herşey sensin, herşey ben. Ancak Birbirini götürme ve irade yok. Hemen içine girdiğin klan neyse ona dönüşüyorsun ideoloji gücüçsüzlüğü salgını olmuş gibi tüm düzlemde. İradesizce öyle karşılaşıyorsun kendi iradesizliğinle. İlk iki kural yıkılana kadar yeni bir kural yok. Kendimi ne gibi birşeyin içinde bulduğumu anlamamıştım. Rüyada olduğum fikri yavaşça ellerimin arasından kaymaya başladı. Ben de sakin olup etrafta gezinmeye karar verdim. Burada ne kadar kalacaktım daha belli değildi.


January 2, 2024

 orada bölünmediler, oradan komple buraya geldiler. dedi


 defterden, pokhara, cheng etkisi, editsiz, 2023


öz sevgi sokağa karışınca;

çizilen kurgu bandı v büyükten de büyük algı, başkaya bağlanmaz.

Absulüt 0 v self aşk, bölgeleri birbirine parça parça bağlar, defteri bana vermedi en nihayetinde it.

sen beş kahvenin yanında kıranç coconut krekerini yiyorsundur,( acaba bu özelde düelttiğim disleksik hatalarımı bıraksam mı?) 

üstünde sütyen yoktur,

yanındaki belirsiz bir coşku,

geri dönüş enerjisi toplanır başında sis duman, istemediğin her şeydir o zaman zaman 

üflersin dumanı eder 3 çomar, v bildiğin hiçlik- özlemediğin benlik.

metalikliğin klasik akışında kalbim soğuk, dağ sanarsın yakından, donunu mandallamayı da unutma.

işte durum tam da bu, kristalleşmiş kişi akımında

sistem kendini kontrole salarsa, hisleri tuttuğun kapta boşalmalar sonuçlanır zzzamanla.

cevap ise her zaman senin geçmişin v şimdinde yarattığın geleceğine b

ü

r

ü

n

ür.

iyisi mi doğaya bağla kendini

der herald büyükler,

doğaya sor sorunu

doğa boşlasa da vereceği doğumu.

örnek: toplu sevgi akımı

değişimin alanı

toplamın çıkarımı

saçmaladıkça doğallaşan senle, genle, denk

sertleştikçe beliren diğer senlerde 

oldukça vardığın vardıkça çıktığın yollarsındır işin ucunda.

yanında olmasını istediğin kadar olacağın 72 sayfa kağıt parçasına

yazılan yazılar çizilen şeyler 

cevaplanamayan sorularsındır.

sana kelime biriktirmen talep edilirken, sonunda kaçtığın tüm kelimelersindir.

ya yazacak bilgisayar olsaydı yanında? çalışan ve senin..

nelerin tersini yapıyorum?

orada nelere ihtiyacın var?

nitrojenle yıka çerileri

fresh tane birikirken geri..

sonra bir anda;

elinde zinciri ile adam yaya yolunu yalarcasına geçiyor önce,

sonra bir motorun önüne seriyor elinde sımsıkı tuttuğu paslı zinciri, evet evet,

gölün gölgesi betona çalıyor,

kokusu tütülmüş leş zindanı..


bu şapka da kayıp, küpenin sol teki, burnumdaki,

köprü yerli yerinde altı ve üstü ile,

şimdilik,

merdivenler eğilmiş düşmüş falan ama boyalar var boya hep olur.

çöpler ve kartonlarca, birkaç adet benden duruyor etrafta. 

eklemediklerim kaka kahvesi, seçtiklerim gök mavisi,

umrumdışı temellere atılıyor derinden alçalan basamak perisi,

yazım efendisi: dijital. 

January 1, 2024



 

 

Alıcı: onlar
Borrow. Domur. Womb. Ardor. Solid. Dar. Oyuk. Bo3. Redish. Gonk. Boz. Sarmal. Howl. Sınır. Küp. Vanish. Alma. Sound. Down. Toplam. Form. Us. İkiyüz. Corridor. Vocalize. Tüm. Relish. Ulu. Bottom. Fonolit. Toil. Fur. Toprak. Jollyous. Adım. Coşku. Riziko. Circle. Spunk. Kalp. Sorrow. Mutual. Kolun. Lawa. Brown

 


18 Ara 2023 Pzt 21:58
Alıcı: ben
Borrow spirals. Brown dust. Motley mood. Window's distance. Total town. Chain coins. Plastic form. Both disagree. yawn down. Voice far. Edible money. Caution caution. Us us. Barrier luck. Gaze up. Top order. Atmosphare fog. F to ught-oil. Non recomend. K hole. Win venture. Jollyous ol. Behind hall. Behind wall. Whole doll. Reddish O. Set fire. Vanish war. Witness more. Fur venüs. Circle mine. Dare aşk. Spirit soul. Work some. Addible job. Interior hunt. Miracle knock. Onlookers shock. Pictorial love. Occupy lot. Link around. Inattention side. Through our. Beautiful howl. 

December 31, 2023

s3nce aşkın tanımı var mı?
banal başlıyoruz.
evin her yerinde fotoğraf makinaları duruyor,
ırsi.
filme alası nerede gelir bu anları şu insanın, 
anlatı yalnızca benden geçiyor, 
istifi,
ve telefondan dinlenen yarı duygusal parçalar,
boring but gerçekçi.
ipil ipil geçmişim kapkara bir kusmuk, geleceğim de saydam ama umurumda değil,
içine dalıyorum, büyük bir pipiyim sanki.
balık söylüyorum, seneler önce yemediğim bir diğer şeysin evet sen sen,
sevebileceğim türden bir parça başlar gibi oluyor, duygusal ya, kabuğumsu beğenimden çıkamayıp geçiyorum o parçayı, yeterince melankolik değil,
bana hiç bir şey senin var olmayan tadını veremiyor sevgilim, yoksun, hiç olmadın, daha değil.
kabuklanış devam, laçkalaşma nizahi, 
lafçı ben düzenbaz, sızıyor gerçeğin içeri.
inziharı ruhum, köpek horlaması ve kırmızı şarap dişleri
yo yo yo underground bizdik hani?
intiman
 intibayı düş haşla, kurguladığım yaşamım yazılara has bir muamma.
kabir saydım bu yıl anca,
dur düşleme abicim dur aslama kendini.
mantıkdışılık umursamaz, para yok işte arkadaş, para hiç olmadı, daha değil.
manyatiksel hislerle çekiyorum sizi kendime,
siziizzi seviyorum, diyorum ancak, ölüyorsunuz bir bir.
olunma olupbiten olurlamadır her şey, olma yokluğun sebebi anti-olumlama, manzum mahsum devam eder içim mansoon.
"These don't have a name
I've been a fool to let it out that way
And it will keep on coming back
A fool gets laughed at
And I'll go on and on and on
Letting it out when the feeling's strong
I wonder who in this single thing
Made this night and it's ugly dreams"

samimileşebilme sınırım yalnız bir tık, birkaç dokunuş.
yok yazmamak bana yaraşıyor, şimdicik taaccüp sana bırakılıyor, aynen doğru duydun şaşırt beni 
peki peki bu gece değil elbette.
içime arazöz lazi, üstanlize zihnime,
üstüpü mapaya as, atlıyorum suya, taaffün beden, ona buna.
tuzlu suya,
yah burada deniz yok ki daha. 
taban kuru tabanvray.
salname salozum ben salta durmak baş çıban.
yine, belki de, matematiğimi yaptım bekliyorum.

cıyak parçalara tın tın bulanan
yalanan ayaklara dur diyorum it noldu yaran mı var?
balık söylüyorum ve inanır mısın ağlıyorum yerken, balık diye değil de istemediğimden yemek herhangi bir şeyi,
mutsuzum işte, dayanamadığım ve olumlayamadığım şeyler var, diyorum balığa, 
balıklar da anlar metafizikten falan ama susuyor ağzımda.
yok olma isteğim fragram.
bölünüyorum- grandi tikal.
ne fazlayım ne de azalıyorum sana, yaratmayı bilmeden olduğun hala,
karate pum pum pak.
bekliyorum gelecek o on iki dakikada,
esliyorum benliği bu munaşara.

sonra bir öğün daha atlayıp bu sefer hazır noodle ı susuz yemeye koyuluyorum, epey dandik bir indie parçaya kadar geliyor playlist otomatikman; romantikten dandiğe.
dostlarımın hiç birisi yanımda değil çünkü çoğu dostum falan değil miş miş miş mişşş şşş şşiişşşt şşşşt şşşt tttttt
yok bu yazı buraya en fazla bu kadar dandik kayıyor ardından soğuk yeşil çay kalitesinde devam ediyor,
ne diye yiyorum bunu bilmememle ne diye dediğim bunları, aynı kefeye sığıyor.
piyano solo başlıyor,
kalorifer 20derecede sabit kalıyor
sözlük açıyorum,
A harfini de dandik buluyorum,
hiç bir ambalajı atmıyorum,
saat on biri 12 geçiyor,
bu dakikaya nefretlerimi sığdarayım diyorum, bakıyorum da çevreme kimseyi göremiyorum,
bu dakikayı sessizliğe veriyorum,
önüm uzun.
sayılar dışında değişmeyen herşeydir asıl kozum.

sıkıcılık bir yana tek istediğim şey uyumak,
hiç bu kadar sohbet gibi yazmam ama bunun yeri ayrı,
bu ne yalnız ne canlı,
duruyor burada aklım,
yazdıklarımsa içime kanlı.

girintili hikayelerin ardındadır kurmacanın bilimi,
anlamın eşsiz söylemi
nereye gidersen git,
avlandığın yerdedir sonun,
istediğin kadar çalış,
sıcaklığa değendir ilk ateşin izi,
karcığar ister gönül neşeli,
ama alakası yok yaktın beni gerisin dibi,
aşkım lüle saçlarıma takılı,
saydamlığı anıma gizli,
bekliyorum içli içli,
son üflemeyi.

4lük bunaltıyor beni, düz yazıya dönüyorum ancak bunun sonu yok. Zorla yazmanın veya yapmanın mesela. Kuru boyaların pislenmesini önleyemiyorum kutuları aynı, suyu nadiren yudum yudum içiyorum genelde bir dikişte bir bardağı dikiyorum, bu beni tekrardan sussatıyor ve tam yazmaya başladığım an-dağa alt kata inmem gerekiyor, 2 değil yanlış olmasın, bazı şeyler değişiyor, 13 sene sonunda. Yüzüklerim genelde aynı, komşu cıyak cıyak, sanarsın birşey diyor. Bense zamanın kendisinden kaçarken, aritotales, heiddeger, augustinus halime gülüyor. Zamansal dağılmanın semptomlarından yalnızca biri kişiliğimin silikliği, önce kendime ve diskroni ise zorunlu bir hızlanmanın sonucu değil, yo yoo değil. Onun esas sorumlusu zamanın atomlaşması. Zaman işte bu yüzden eskisine göre daha hızlı akıyor-muşmuşmuşşş, bu dağılma ile de zamanın deneyimlenmesi imkansızlaşıyor-muşmuşmuşumuşumuşumuşuşşş, hiç birşeyin zamanı tuttuğu yok
benim aksime.
ben ne zamanında yaşamış ne de zamanında ölecek biri olmayı düşledim,
yaşamımı etkin bir biçimde şekillendiren tamamlayıcı bir ölüm hayal ettim hep.
ancak atomlaşmış zamanda tüm anlar aynıydı,
bana ölümü unutmamı emrettiler,
kötü düşünmeyi yasakladılar bana,
yalnızdım yine,
umurlarında değildi yalnız olmam
zihnimi sıkışımı engellemek için ellerini uzattılar bana,
güneş batmak üzereydi,
ayın derdi sırf bizi görmek.
şimdiki zamanda bir güncellik var dediler, bu güncelliğin yakasını bırak!
kimsenin, sen düşünsen de düşünmesen de ölesi veya ölmeyesi yok,
ve zaman dayanaksızlılığından çığ misal yuvarlanır gider,
sen dayanaksız değilsin dediler,
süre belirlenemez ölümlere,
telaşlı uykusuz gecede katlanılma< bir korku demektir süre,
o eklemlenmemiş, yöneltilmemiş sıkıcı zamandır. 
iki katı hızlı yaşam süremeyeceğim,
belki 12,
çünkü çok daha kısa bir anlatı da çekici olabilir,
bunun aksine,
tek sorunun bunu sonlandırma kabiliyetim olmayışı mı?
aksine bir şimdiden diğerine aceleyle geçişimin sorunu mu?
şeyler ve olaylar
anlamla, anlatıyla dolu resimler,
her şeyin bir anlamı,
edebi tekerrür dünyasındaki hızlanmamın nedensizliği,
doğrusal akım, bakın her şey başkalaşır.
zamansal anlamlılığı gelecekte temelliyoruz, 
ileri doğru bir zamansal çekim üretiyoruz,
cevaz vermiyoruz cevap almıyoruz,
devrimlere tabi bırakıyoruz insanları,
pinkliyoruz floydluyoruz,
zaman oluşsallıktır ( faktizitaat )
öylece oluyoruz,
bağırışların horlamalara büründüğü anların içinde reçel gibi havada, duruyoruz ama nirvanaya hayır deme hakkına sahibim en azından.
dolanıp durduğum bu yılda, yürüdüğüm sokaklarcayım oturduğum bu anda, her adımım vardılar, cümlelerce kaydılar altımdan, her aradığım ve kaydettiğim o anın bir anlamı, belki tek, belki birkaç, fark etmez. Hepsi hatırımda, bu bir intihar mektubu değil, tam aksine, hiç bir şeyin umurumda olmayışının akışı bu, hemen bir harf seçiyoruz, T, tamtakırlaşma açılıyor şansıma,
"içinde gerekli işe yarar bir şey kalmamak, bomboş bir duruma gelmek, örn. bütün eşyalar satılmış, ev tamtakırlaşmıştı." valla evimden çıkarken satacak bir şeyim yoktu,
bildiğin kovuldum ancak eşyalarını bana bırakmış Gürsel abi birkaç hafta önce balkondan düşerek öldüğü için ona da eşyalarını geri veremezdim. Bir kısmını atmak istedim, ancak 6 7 senedir onlara bağlandığım gerçeği bana hiç bir şey attırmadan direk her şeyi paketletti, bok varmış gibi, kolilerce döndüm ailemin evine, avarelik ve aylaklık hakkımla, yeni bir eve çıkmak yerine, sadece gitmeyi hedefledim, amaç gittiğim yerlerden dönmekti, asla kalmak değil, her zaman dönmek ve tekrardan gitmek, bu sefer bunu evsiz yapacaktım, e yapıyım madem dedim. Yaptım da, yapıyorum da. Evsiz yapmak bir şeyleri daha kolay, zaten eşyalarım olsa dahi evim tamtakır hissettiriyordu beni, benim değildi diye ana eşyalar olsa gerek, gerisingeri tıka basa doldurdum ama evi, tıkabalığımla ve her birinizi sürdüm duvarlara, valla iyi sürüldünüz siz de reçel misiniz ne?
ipekli geceliğimi giyiyorum, şaka şaka, diğer evimde de genelde kışları giydiğim turuncu dandik kazak var üstümde, onu evde giye giye dandik hale getirdim, yoksa normal turuncu bir kazaktı o, işte neyse onu giymiş duruyorum ve bunları yazıyorum, ve farkında olmadan bir nirvana parçasının sonuna geliyoruz, sikiyim fark etmemişim derken ben neden bu kadar da sevmeyen bir günümdeyim nirvanayı anlamıyorum ama yılın en sevdiğim anına giriyoruz, umrumda değil hiç bir şey,
Yılın son 12 dakikası. 
Yalnızca bir kere olan bu 12 dakikadır rahatlığım,
boşluğum oluyor içimi kaplayan, boşluğu oluyorum içimi daraltan. 
feragatliyim ona karşı, sırf zamanımı onunla geçirmek için yalnız olmayı seçiyorum,
doyuma ulaşıyor olmalı, ben de doluyorum içine, azalarak çoğalıyorum.
son yıllarda ek klavyesi olmayan laptoplarla yazıyorum,
aslında itiraf ediyim, son yıllarda tahminime göre çok az yazıyorum,
cidden yapasım gelmiyor genelde pek bir şey, ama ite kaka şu anda özellikle sırf bu güzelim 12 dakika için saatlerdir yazıyorum mesela,
tam bu ana yazarak gelme adına,
tuşluyorum tık tık tık harfleri ne dediğimin de önemi var, dediklerim bir defa varlar ve geliyorlar. 
klasik ben atıyorum ortaya arada o bu şu sen
osuruktan uyaklar sallıyorum
en çok da onları seviyorum.
semai felan işte ona ulaşmaya çalışıyorum,
semahatim bu 12 dakikaya,
cidden dandik geçirmiyorum diyorum zamanı yazdıkça yazmaya bayılıyorum.
yılın bu son 12 dakikasında geçen sene triplerde boğuşuyordum,
kendimi en rahat hissettiğimi düşündüğüm evlerden biriydim ve fena bir hikayenin içinde bulmuştum kendimi,
tam orada anlamalıydım işte,
rahat değildin, rahatsın sandırıldın, ya da kandırıldın belki sendin seni kandıran belki de şeyler, 
önemi yok,
yalnızsındır ve kolay kandırılırsın, yalnız olmak da ne biliyim, birinle olandansa mesela, oh bir dakika yılın son oniki dakikasının ilk 5 dakikası geçmiş bulunuyor. 
biraz kokuyorum ve tabii ki sırf bu 12 dakika için Manisa'daki evde değilim.
Moralim haliyle bozuk, ölen arkadaşım ölen tüm arkadaşlarımı hatırlatıyor ve ölümün kendisi zamanın içine Bulanık halde orada öylece duruyor dünde yarında şimdide. 
duruyor işte, sanki çoktan olmaya başlamış ve bitmeyen birşey gibi,

zaman gibi yani ölüm. ve ben bok var gibi takıyorum kafama ve sanıyorum ki yılın son 12 dakikası içerisinde kurtulacağım bu tanıklıktan. Polyana gülüyor belki de bana, umurumda değil ben yarısına kadar okudum seni. 

topluluklar çekin elinizi üzerimden,
ben duruyorum biraz mavi biraz 4.
there is no time tonight diyor John kulağımda. 
parçayı likelıyorum. artıya basıyorum kalbimizi almışlar elimizden. 

yılın son 12 dakikasına özdeşliyorum benliğimi
yenmiş tırnaklarım 
kamburum
öykülenmem zamana ne diyeydi bilmem ama, son 12 dakikamın son dakikasında,
yazacaklarım var onlar da şöyle:
kelle, gümrükçü, daldız, bere, kötek, süngülü, yapaylaşma, israf, üzengi, dizibilim, kurtçul, azrail, otacı, uyuşurluk, zühul.
ıy işicem bu kelimelerin üstüne. 






 defterden, bunları yazacak vaktim var ancak aslında halim yokken:

organlarım içime eriyor, kargaşanın tepesindeyim,

nefesim sensiz rüzgar,

yüzümün ötesiyim,

zihnim alev ve tek dostum o ateş, alın dostlar geliyor deli fişek,

tüm söylenecek kelimeler yutuk burada,

kesin olan teş şey yarattığım bu aşk ona buna,

aykuşu vızıltısı ardında çiğ dünyamın baş taşı taşınıyor bir yukarı bir aşşağaya,

çirkinliği yok etmke uğruna herşey güzel olmaz bana, sana

deli bir volkan ya da 

vücutlaşmış terör kapıda.

toplanan tüm anahtarları içine gömüyorum belirsiz varlığımın,

kapının kendisi yapıyorum kendin,

önce onu açmak için

beni yemelisiniz

ama beni yerseniz küçülür o açlık geçmek istemezsiniz,

susarsan sen, ucu patlar aman içme o sıvıdan!



böyle bitmeseydi, başka bir son daha sonra eklerim, : ) 



 yeşil çay içiyorum, derecesi 60 

hayır kurabiye yok elimde 

sonra şarap koyuyorum, bekletiyorum, diğer türlü bok gibi.

kavanozda kurabiye ezmesi var, annem sabah aldı, severim diiyee.

su içmeyi unutuyorum.

cidden bok var gibi, kremasını yiyorum şu kurabiyenin, severim de gereksiz diye anneme veriyorum büyük kısmını, her şey gereksizdir bazen.

beni yalnız bırakın.

beni yalnız bırakmalarını istemem bu defa onlara yük olmuyor.

üzgünüm çünkü.

üzgün olmak aslında kolay değil.

olmak kolay değil, varmak kolay değil.

televizyonu bir laptop a bağlı bırakıyor babam türkçe film açıp, gizliyorum ilgimi, umurum yalnızca işin türk'çeliğine kayıyor da, sarıyor işte.


harddisklerimin kablosu kayıp,

biliyorum evin bir yerindeler, asla pes etmiyorum, ancak bir süre de olsa;

3 adet hardiskime bakamıyorum,

göremiyorum çektiğim fotoğraflarını işte bahsi geçen, sensin Murat ablacım,

sen ne güzel biriydin,

ne güzel beslemiştin beni ne güzel besledin hepimizi.

kelimeler basit kalınca, içi doluyor varlığının,

kabloyu bulup gözlerine bakınca susuyor tüm harfler.


günler önce,

sen kendini asmadan tam bir gün önce,

seni ayak üstülediğimi cidden bu kurabiye ezmesi kavanozuna kapatmak istiyorum bir süre,

kaldırmak istiyorum,

turşulansın son anımız,

sen nasılsın gülüm?

diyemiyorum, ya da en kötüsü dedim de cevabını hatırlamıyorum,

araç bekliyor kapıda o anda, sokak dar bilmem ne, arkadaşım var içinde, 

arkadan kornalar zati bip bipte, Arkadaş da benim işimi görmek için ayakta sabahtan beri onu bekletmemek için seni şeffaflıyorum,

aslında şanslıyım seni son gününde gören biri oluyorum anacım,

uğradığım evdesin ne güzel, bense yıllardır görmediğim gibi seni, yine bakmayı es geçiyorum yüzüne doya doya, yerine saniye veriyorum sana, bir bakış hatırlıyorum, ters ışık, arka pencerede beni bekelyen minibüs ve sendin parlaklığınla karşımda, yüzün gül, içindir zulüm.

insan bilemiyor ve bilmeli mi? gördüğü insanın ölme hitimalini, evet hitimal. bilindik kelimeleri alın benden.

şimdi ise yeşil çay içiyorum, 

ağzım burnum kurabiye ve cidden umurumda değil yenmiş tırnaklarım, kambur sırtım, ne hikmetse dibi gelmiş saçlarım falan. 

dün gelmişliğim manisaya dün gömmüşlüğümüz seni 

bir gün önce içmişliğin her şeyi, sikmişliğin, iğrençliğimiz,

dirençliğin, herşeyin, herşeyimiz, her şeydin ya işte,

son defa

mama


30.12.23


 

defterden, anlık, 2023, Pokhara (okuması zor):

sohbetteyim sokak başı, dükkan girişi yakalıyor biri beni sohbet hala akışta ışıklar ilk yandığında belirdiğinden midir nedir?

Şok içinde gerçeği söylüyorum sana. Tatlı ayım.

Annapurna base kampında, aynen tepede 4130 metre kafasındayım genel gezegenin, kafada, yani tshirt olarak konuşuyorsun, şayet bugün, sırf bu.

yok da olduğum tek yer göl şehrimsin,

en dar barı,

en ucuz içkisi,

en karanlık sokağı;

en bilindik ben beğenisi,

yok tepe mepe olay sadece google map'de yalınlık. 

                                                "             " 'LE    olumlama.

                                                "              " 'den fotoğraft

                                                 "             " 'tir sayaç

                                                 "             " aşk.


Ne hikmetse yine birikiyor mum ışığı geceye,

geçen motorlar kornasız düşlerinde beliyor tüm terkedilen aşklar: bu sefer yok gitmek bir yere.

olanla varlığın varlıkla olumlamalarının temeli bir roller koster değil de ne?

yanıma uğrayan köpeklerce,

köpek olmaktan aciz heriflerce,

kırmızı ışığı anlamayanlarca,

yetiyin bilmeyenlerce, (cidden yetiyinden başka kelime yazmış olmamamca)

ya da kelimleri sevmeyenler de ne?

kelimeleri bilmeyenler,

yağmurluğu ters giyip, keaneti görenler, tavuğa horoz yedirenler, yumurlaarı yutup geçenler,

ve anatharı ters verenler, spreyi dert geçenler, 

spreyi dert geçmek de ne lan dümbelek (bunu o anda yazmış olmamı mantıklı buldum çünkü o cümle o anda bile  mantıksız olmalı) DÜMBELEK : ) Cheng içiyordum ve litrelerce.

Telefonumu almadığım gerçeği ile botumun tabanını takmadığım gerçeği arasında kurduğum köprüde bekleyen ay taşı var inanır mısın o da ............ ve yine o tireye ihtiyacım yoktu aslında.

yeni lavet (?) acaba ihtiyacı olunmayan yerlerde tire kullanmam mı?

yanıma yazı yazmak için getirdiğim ama 2. ayda bozulan minik notebook/pc'imsi de olduğu gibi nokra yerine "-" tireyi daha kolay yaptığım için nokta vb şeylerin hepsi yerine tire kullanmama benzese de (nerede tire yaptım bu yazıda defterde göremesem de )

bu hayıtr, bu yalnızca anlamsız bir hata. 

neyse geç bu boş yapları, sirhanım, bileğimdeki ay taşlarımın beyazlığı veyahut içtiğin chengin beyazlığı

yanıltmasın düşlerini,

onlar seni bekliyorlar,

kurulmak için,

kurgulamak en nihayetinde önce düşlerin haklı durup beklenendense burada sen kesiyorsun. 



: )


December 25, 2023

 

telefondan:

Saat öğlene varıyor. Bin korna 7 inek geçiyor.

Fanın pek iďe yaradığı yok nem esintisi bu
Elimi yanağıma dayamış tek bir noktaya bakıyorum. Baktığım noktaya bir çift oturuyor 65 yasustu kart, ben de dondurmalı papaya salatası yiyorum ve yanlışlıkla sonradan sipariş ettiğim ananas suyunu bekliyorum salakta. Onlara geri dönüyorum, kadın epey yavaş hareket ediyor, bilemedin 75yaş üstü geritak
Ellerinde hint kıtasından dövme var 
Hint kitabından, bembeyaz tenine cuk diye oturmuş, titriyor ektedir, yas bilemedin 85Acup üşht. 
Eşiyle, sanıyorum ki eşi bu, esirler de, eşitler de, aynı ten rengine sahip oldukları yetmezmiş gibi neredeyse aynı kişiler, belki bir bakışları ayrı, onun dışında bir disilljk bir erillik aynilikla3i, birlikte, bir iki. Sanırım 97 falan olmalılar şimdi, eriyorlar önümde, tenleri şeffaflaşıyor, sesleri savsak, titrek elle yiyorlar dondurmalı meyvelerini, titrek elle içiyorlar zor açtıkları şu şişesinden suyu. Aynılar ama birinin rsksigi diğerinin de öyle. Aynılar ve herşeye rağmen burada, benimle aynı sıcaklığı paylaşıyorlar, onlar çift ben tek.

goa'23

 telefondan:

Dikilip durursun işte bir köy evinde 
Mangal işi pişer dibi şişer şişenin içi tiper kalır kişi bu kendi hazırladığı akşam yemeğinde kağıttan tabak vardır içecek Coca-Cola 
Battıkça detil afası muhamma 
Şalı tüter kaçı kara ben kara sen kara 
tek kat fıstık yeşili bir handa 
goa'23


 

     

 şunu bir fikir olrak alıyorum ve nesnenin halini soruyorum sana?

-akışkan falan mı?

yok diyorsun taş tahta

nesne içeri giriyor- nesne içeriden çıkıyor

kendisi ise konumsuzluk, işler türeyimsel.

mutlaklık da var ama ben genelde konuyu değiştiriyorum.

sanırım tek amacım şiir yazmak hakkında ya da öyle sanıyorum,

zaten herşey kendisi olarak durmaz mı, biçimlerini bir şekilde aldıklarından sonra?

-mmm enteresan

-evet öyle

-suyun içinde gibi hissediyorum

iki biçim ise elbette kendine senden yakın,

iki içim..

onlar yalnız değil güzel..

cümledeki kelimler gibi ama dilin ötesinde bir ilişki

içimde

içinden.


ben de işte genelde analog, ama tam şu anda dijital, rüyamda kalemler yazmıyor kakalok-antijital.

kafa data o da takip ettiğim birbirinden farklı akışlarda hiç susmayan yalnızC bir söylemi sürekli ardarda üretme eğilimi,

link link

en çoksa nesneleri mesela seninkiler ise farklı uskundur iyi tanım.

suskundur anım.

sus.


                                                                                                                                             kolay şiir

                                                                                                                                        kısa şiir

                                                                                                                                olaylı şiir

 bizi mahvetttilerrrr proje yazılır falan ama,

burcum da başak diye diye,

maffetttiler mah

projeler yazılır,

akıl birliği ile de;

güçlü, hoia giden, alışılagelmiş bir dövmde de yok kimsenin bir yerinde,

en başından kültürçivit olmasa da ille de fon fon fon,

diyor kırmızı simli kalemi ile telefon ekranına bakan birisi yazıyor,

"dalgaya inerim, sizle de yürürüm1"

eh işte köprüye de         Melis            O VE S

            üstü yay

                                                                            ben küçüklükten beri

                kelimeler ve seslerrrrrrrrrrrrrrrrrr

ben de                                                                                                             çizerken yazı,

ana iyi dedin gı

                                            şiirin paylaşılması ise;tık.

 .




 

December 21, 2023

 defterden2019;


biri var araştırıyor,

işi zoor,

kendini arıyor.


sabahları erken kalkmıyor 

v

e

yatağın hep solunda uyuyor.

kareli defterleri sevmez ama genelde kendisini onlardan birini kullanırken yakalıyor/buluyor.


biri var araştırıyor.

işi zr, kendisi kayıp.

ertelemeye yatkın ve donuk. 


geceleri geç uyuyor

v

e

yatağa hep yalnız yatıyor.

_____________________________________________

me to much melankoli yaaa

hehe : )

editsiz.

sayfayı çevirdim ki bitmemiş, devam:

_____________________________


biri araştırıyor.

uzay mı daha uzak sen mi?

engebeli kalp çıkmazı adı,

tadı durmuş ses çomarı,

itin öncüsü,

sinek gibi vızlı.


biri araştırıyor,

daha kumlar tepesinde,

gözleri kısık kokusu iprem.

uzay mı daha içimde yoksa sen mi?

kahkaha dolanbazı,

ip üstünde 3 sekme,

söyle!


biri araştırıyor,

zakkumu, kederi, ıspanaklı böreği (sonuncuyu şimdi ekledim hehe 2023)

sanrısı  ezberi,

kıdemli acemi.


Biri araştırıyor,

alacağı nefes isimsiz,

çevresi belirgin şeffaf,

ama pek değil içten dıştan,


kendisi mi daha az gerçek artık,

yoksa onlar mı?

sesler kulağında tutsak bir odaya, duvarları kaygan, kapısı damdan.


biri var araştırıyor,

ölüm daha uğramıyor ona da.

ısrarı, sahte.


_____

eyvah yarım : (

i drink milk every day