January 25, 2026

sana final halini sunamam belki, evin, lakin, içimdeki ölümcül yaşam arzusunu linklediğim bedenini bedenime ihtiyaç yapma halimi duvarları yapmayı planlıyorum diyelim.

karanlık ışığın olduğu yerde beliriyorsun, karşılığında, bildiğin, siyah bu ışık, aldırmıyorum, inatçıyım, seveceğiz birbirimizi.

cehennemin negatifi gibi, kara ve senin.
bekleninenin aksine, seviyoruz birbirimizi, sırf-cennet değildir cehenemin tersi, biraz senin biraz benim seks sonrası ılıklaşmış terimiz, söndürmeye yeter mi göreceğiz bahsi geçen siyah gecenin.

halbuki, öylesine de olsa, uzak değilim, defterdar yokuşu no:1 cidden yalnızca 3 alt köşesi olduğun yerinin. Sanırım seni önce ben istemedim. önce sen de beni istemedin, istek değildi, oluyorduk, ve karşımdaydın, isliydi gözlerim, bulutlu halim, tek istediğim ise type c şarj aletin. sırf şarkını söyletmedim diye kızışın ardından tatlılığım seni ele geçirmeseydi sanırım iyi olmazdı, iltifat bile yedim.
bana ne tatlı şeysin sen öyle dememiş miydin?

üstünden yıllar geçse de, belki gün çizgileri 8erli kazınıyor, gözlerin ve dişlerin, pişt elleme o kadar dediğimdeki, bana gıcık olan gözlerin, ve dişlerine değdirmemeni söylediğim o ellerin de, her bir şeyin, karşımda, sanki 2000lerdesin, tıpkı eskidensin, her bir şeyin, önce benim olsun istedim, sonra, tek bir sen bile yeterdin-diyelim.


January 20, 2026

Mağara adam gibi jack of all trades master of none none

kimseye yazılmış bir aşk yazısı, aks

biliyorum evet evet,

sen de o prensenses sevgilisi olan adamlardansın, evet evet

mağara adamların aksine,

aranız bozuk olsa dahi tek istediğin o sanarsın

biliyorum evet sen de o prenses sen de O.

Olunca vardır.

olunca var zqmqn.




olunca var sümük israf,

eli hafif akrepten kaçan ahmak nerede pişio?

evlerden birinden geliyor duman, sanarsın duvarlar dağdan

daha dur aslan baş sarkar dışarıdan..

aman yastık yorgana işemesin diye hep dış cephe hep çiş.



dağına göre kar diyor babam,

ben nasıl bir dağım babacım?

bana öğrettiklerin arasından,

eriyor tüm toprak, kaya rüyalarımda üşüyor anca gözlerim kardan,

  soruyorum yardan değil yandan çıkıyor hayal baldan, ah babacım söyle bana nerden anlarım kar damlarsa dağımdan akarsa ağımdan?

 

hintli zenginler arap zenginler geçiyor camdan,

biraz sıkılan bir uyak, tek düze 

ve saydam.




 
Mavi ( 71 )


Fermuarımı kapatmak için kazağımı pantolonumun içerisine sıkıştırdım. Hava o kadar da soğuk değil, ama yürürken rüzgardan ceketin sağa ve sola açılmasından rahatsız olacak kadar gıcık bir halimde var bugün. Heral 17 gündür yoldayım, bu sefer, her seferinde olduğu gibi, gideceğim yer belli, ancak araları uzattıkça geriyorum, her boktan kasabada duruyorum. Evet kasaba kelimesinin kullanıldığı yıllardayız. Şu anda durduğum yerde, 1 kahve, 2 restoran ve 1 bar var. Yalnızca bara doğru ilerlediğim bu rotanın rengi sarı ile yeşil. Evler sanki içlerinden kimse çıkmayacakmış gibi, çoğunun ışığı yanıyor ama. 27. evden sola dönüyorum, kasaba maks 52 evden oluyor. Ama duydum ki civar 9 kasabadan yalnızca bu kasabada bar var, evet kasaba demeyi seviyorum bugün. Daha bar binasını duymadan sesi geliyor, cidden ya ortam ya da sağır (sahır yazıyorum önce, disleksi beni ilk bu kelimede vurmuyor, ama tam bu kelimede vazgeçiyorum saklamaktan gerçekleri, çoğu zaman altını çizerek okuyorum elime geçenleri) bir barmen ile karşı karşıyayız. Yakınlaştıkça kulağıma çalandan memnun bir hale bürünen geçmişim var arkamda, müziğin taşıdığı bir benliğe, gece birkaç kadeh kırmızı şarap benden. İçeri giriyorum, hala 1 sayfalık yazmadığım gerçeği bir yana, duvarları incelerken, çoktan kadehim yarılanmış, olduğum yerde olmakla meşgulüm aysız bu gecede. Yalnız olmak, bilmediğim bir yerde olmak, şarap gibi, kırmızı, isli ve benim. Solda duran veya sağda duran kişileri tarif etmeden, geçiyorum yanlarından, biraz da barda oturayım. Gerçi inanır mısınız epey kalabalık etrafım, biraz şaşkınım. Heral 9 kasabadan akın etmiş olmalı insanlar, ya da yalnızca bu kasabadan. Kasaba kelimesinin yazımımı ele geçirdiğini yadsıyarak, kulak kesildiğim parçanın tanıdıklığına tikeliyorum şimdi, burada karşıma çıkmak da neyin nesi? İnanır mısınız bu onun ta kendisi. Ta kendisi. 1.49. İhtiyacım olan sakin olma, arka kapıdan kaçmış gibi, kadehi tutan elim sanki benim değil, ses telleri gıdıma yapışıyor, yutkunluğum ise eksi bir manzara. Etrafa bakıyorum, herkes aynı bu parçadan olduğu gibi duruyor, benim aksime. Halbuki, son yudumdu, kıl payı yakaladığım bu gerçeklik çakmasıyla, hiçbir yerde var olmayan ekşi bir aşkın tınısı halini alıyor yutkunamayışım. Cidden uzun süredir gelmemiştin aklıma. Bir kadeh daha rica edip bardan kalkıyorum, ardından çalan şarkıdan bihaber tıkalı kulaklarım ancak zihnimdeki piçlikler var şimdi ritimde. Bar hala aynı bar, insanlar hep varlar. Yalnızlığımı onlar kanıtlıyorlar, insan sanki tek başınayken daha az yalnız gibi kalabalıktaki yalnızlığından. Ben her ikisini de çok sevmekle kalmayıp, yalnızlıkların türlerine kopuyorum işte. İşte bu yalnızlık, o parçadan sonra, paha biçilemez geliyor, çünkü o yoksa yanımda, kimsenin olmasını istemiyor oluşumu tıklatıyor bana. Seviyorum bu yalnızlığı. Ve bir kadeh daha.


i drink milk every day