December 28, 2009


"biri gidince,sanki ben de gider gibiyim.ta ki hala aynı yerde olduğumu anlayana kadar"
-diabro nomikta

December 22, 2009



December 17, 2009

"aşktan nefret edenlerin öyküsü,
hep aşkla biter.
ama
aşk da biter."
-diabro nomikta

December 8, 2009











"seni her türlü görebilirim,
benim gibi
saklanmadığın sürece."

-diabro nomikta

November 21, 2009

diyorum ki;bulutları topla bana
yatağın en içinden,
poponu duvara dönmüş;
bakıyorsun yüzüme.
kızıyorum çarşaflara birer birer,
örtmeyin pislikleri!

diyorum ki;gel sarıl bana
yapraklar var şimdi ayak uçlarında,
ısıtıyorlar gözlerini,
nefesini,
nefesini benden uzaklaştırıyorlar.
bağırıyorum onlara,
sonbahardayız!gidin artık..
yolunuz uzun..

diyorum ki;gör artık gerçeği
karşı çıkıyorsun bana,
hava da senin tarafında
ve denizler de
ve ötekiler de.
dönüyorum arkamı sana,
sigara yakıyorum,
dumanı bile senden yana.
karşılık veriyorum fazla üzmeden bedenimi;
endişelenme,daha sabah olmadı.

ve rüzgarlar öpmek istiyo dudaklarını,
kuşlar şarkı söylüyor sana.
kuşlar sana şarkı söylüyor her sabah.
kızıyorum onlara.
diyorum ki;kapa kulaklarını,uyma onlara.
uyma yaz ayına,güneşli sabahlara.

diyorum ki;gel yanıma.
yaparaklar sana sarılamaz,
kuşlar sevişmeyi bilmez.
söndürüyorum sigaramı.
dönüyosun poponu yine bana.

November 20, 2009


elime aldım kağıdı.
sanıyorum ki bu senin yazındı.
gecenin kendisinden nefret ettiği saatlerde çıkmıştı karşıma.
okudum.
bir kıza yakışmıyacak bi hareketti yazılanlarda gizlenen şeyler.
kağıdın arkasını çevirdim,
üzerinde izlerin vardı.
kinin izleri,nefretin izleri,ve de çağresizlik izleri.
kağıdı masaya koydum.
sırıtarak bakıyordu yüzüme.
gülüyordu bana.
parmaklarının kokusu sinmişti yazılarına.
fikirlerinin anlamsızlığı.
bir daha okudum yazdıklarını.
hala gülüyordu bana.
geç kaldın diyordu.
güçlüydüm,attım onu köşeye
'dur bakalım'dedim.
'bana aşktan bahsetme'
seni yanımda hissetiriyodu bana kelimelerin.
dağınıklığı gözlerimi yoruyordu,
düzensizliği hiçliğimi yansıtıyordu.
'dur bakalım'dedim.
'bu gerçek sen olma'
fikrini gömmüştün içine,
asiliğinin netliği uzaktan belliydi.
gülüyordum.
konuşuyordu bir de,
senden daha da açıktı sözleri,
daha gerçekçi.
'dur bakalım'dedim.
'burda işin ne?'
gizlediğin o bütün sırların anlamsız kelimelerinden fışkırıyordu dışarıya,
anlamıştım seni.
tanıyordum şimdi.
artık sırıtamıyordu yüzüme,
tıpkı yakalanmış bir seri katil gibi kin dolu gözleri vardı kağıdın.
buğulu ve sinirli.
'dur bakalım'dedim.
ittim elimin tersiyle.
gece çoktan vazgeçmişti saklanmaktan.
bu sendin.
ap açık duruyordun karşımda.
çırılçıplak.
korkmaya başlamıştın-haklıydın.
'dur bakalım'dedim.
'yazılar yalan söylemez.'
giyin üstünü.
saat daha erken.
gece camdan bana bakıyordu,
utanmıştı senden.
manzarayı kapatıyordun.
acı çekiyordun ve yanılmamalıydın.
'dur bakalım'dedim.
benden bu kadar.
üzülen,sıkılan,direnen bişey var içimde.
hile yapıyordum.
kitabın arasına soktum seni.
gece ışıktan kaçmaya başlamıştı,ağlıyordu.
göz yaşlarını duydum.
güçlüydüm,aldım onu baştan elime
'dur bakalım'dedim.
'yanlış yerdesin.'
çıkardım attım onu dışarıya.
güneş geceyi yakalamıştı tam o sırada.
bu sefer ben sırıttım içeriden ona.
'sus bakalım'dedim.
'boşuna ağlama.'
di mi?
sigara içiyordu.ama öyle basit bi içiş değildi bu.

November 16, 2009

ya ben?bilmiyorum.

bazı sabahlar aniden uyanıp kendi kendimi paylıyorum"neden herşeyi düşünmesi gereken kişi sensin sanıyorsun?"
bi sabah yine olabildiğince erkenden uyanmaya karar verdim.gün içerisinde yapıcak fazla işim yoktu ama,dışarı çıkar;bişeyler atıştırıp bi parka giderdim.ucuz sigara eşliğinde tüm insanların parkı yolmuşcasına kullanıp,yürüyüp gidişlerini izlerdim-kitap okurdum.günlük yapılabilecek,en az yorucu bundan başka ne olabilirdi ki!yanılıyordum.
uyandığımda-o gün-havanın bu kadar soğuk olabileceğini hesaba katmadan,üzerime öylesine şeyler geçirip dışarı atıverdim kendimi.ilk işim sabahın o saatinde açık bir bakkal bulmaktı.sis sokaklara sinmişti.ellerim ceplerimde sadece önüme bakarak yürüyordum,soğuk bir süre sonra umrumda olmadı bile.köşedeki bakkala girip sigara,kibrit türünde,beni bir gün idare edebilecek ihtiyaçlarımı alıp çıktım ordan.adam amma da soğuktu!havanın soğuk olduğu yetmemiş gibi insanlar nasıl da kendilerini diğer insanlardan-bu kadar kötü-soyutlayıp etrafa iğrenç bir nefret yayarlar ki?daha sabahın ilk saatlerinden nefret ettim gördüğüm yüzlerden.hafif yağmur çiselese bile bu nefreti akıtamadı üzerimden.
ama ben yine de uzun süre yürüyüp insanların yüzlerini izlemeye ve pislik yüz ifadeleri toplamaya devam edecektim.
amansız kaldırımlarda eskidi ayaklarım.geceleri ve sabahları benim için günün anlamını ifade edebilirdi sadece.
saat onikiyi vurup insanlar belirdiğinde,etrafta,nefret ederdim onlardan ve etraftan.
parkın en kuytu köşesindeki bankı aradım dakikalarca.nedense hiç biri bana tam anlamyıyla kuytu gibi görünmedi.nerede öpüşüyor bu insanlar!
büyük bir ağacın gölgesinde kalmış bank göründü gözüme uzaktan.yavaş yavaş yakınlaştım ona,aniden de oturdum.tahta nemliydi.ve eski kokuyordu bu park.çok sevdim boşluğunu,daha bir insan bile yoktu.ne mutlu etti beni öten kuşlar,ne mutlu oldum havanın soğuk olmasından!
çünkü soğuk havalarda insanlar her zaman kısa yolları kullanırlardı.fazla etrafta görünmeden gidebilecekleri yerlere hemen gider,sokaklarda oyalanmazlardı.
soğu hava soğu!buz ol,buz kesil,dondur ellerimi!
kitabı açtım.
"ben deli bir adamım...içi nefret dolu,yalnız bir adamım ben.falan filan falan filan.üstelik boş amaçları olan bir insanım.."
kapattım kapağı.istemiyordum o an okumak.bi hayat okumak istemiyordum hiç.hele de beni anlatan.belliydi adamın bana benzediği.ilk cümleden ele vermişti kendini.nefret ettim kitaptaki kahramandan.kitabı cebime geri soktum.sigaramı çıkartıp ağzıma yerleştirdim.muhtemelen yüzüm buruş buruştu.kaşlarım çatık.sigarayı yaktım.havadaki sislerle beraber sigara dumanı üzerime yapıştı.uzakta bir kaç insan görmeye başlamıştım bile.
'lütfen güneş geç açsın'
yapraklar yerleri yalıyordu.sonbaharı her mevsimden daha çok seviyordum.renklerinin matlığı beni çok etkiliyor ve hüzün havasıda beni mutlu ediyordu.çıplak kalmış ağaç gövdelerini başka cisimlere benzetmen çok eğlenceli bir iş oluyordu.mesela bir kadın vücudu..özellikle de kadın vücutlarına benzerdi hepsi!en kötüsünden en iyisine,bakmayı bilecektin sadece.
uzaktan sisin içinden birinin bana doğru geldiğini farkedince düşüncelerim uçtu gitti.gelen kişi;şişman bi adamdı.muhtemelen kötü bir işe sahipti.kurbağaya benziyordu hatta,giyinişi,yüzü..tam bir kurbağaydı bu adam.yalnızdı da.karısını çok üzmüştü zamanında küçük kızıyla büyük oğlu onu aramaz olmuştu.parasız kalmıştı.hiç yoktan ortanca çocuğu-iyi kalpli kızı arada bir uğrardı leş kokulu evine-o kadar.yalnız ölmeyi hak ediyordu o.annesine ve babasına da hep kötü davranmıştı zaten.ne kötü bir gençti eskiden!herkes ondan nefret etmişti.kinci,çıkarcı,paracıydı.ama bak şimdi bi haline!nerede para?nerede mutluluk?anlayamamıştı hiç hayatın gerçeklerini,hayatın ne olduğunu bilememişti hiç-bilemeyecekti de.pişman ama şimdi,önce annesinden ve babasından özürdilemek ister sabahları sonra da karısından.ah ne güzel kadındı şu karısı!hiç hak etmememişti böyle taş kalpli bi adamı!yazık etti güzelliğine.ama iyi topladı kendini.çok geçmeden saygın bir iş adamı evlendi onunla.haklı ama iş adamı kadın hem güzel hem de çalışkan bir kadındı.sokakta yalnız bırakılmaya gelmeyecek kadar narindi o.
önümden geçti gitti.arkasından izledim onu.evet evet,herşeyde haklıydım.yapmıştı bunları.etrafa kokusu yayılıyordu yaptıklarının.insanlara kendini nefret ettirdiği gibi şimdi nefret ediyordu hayattan.hak yerini bulacaktı ama!bulacaktı tabii..
sigaramı kaldırımın ilerisine doğru,bi su birinkitisine attım.'cıss'sesin duyar gibi oldum hafiften.ya da beynimde canlandırdım o sesi.emin olamadığım için kibritimi çıkarttım.yaktım fırlattım suya.havada söndü körolası şey.bi tane daha yaktım.o da aynı boktu.bi tane daha,bi tane daha..peş peşe,usanmadan..beş altı tane kibritim kalmıştı.çoğu havada sönmüş,çoğundan da 'cıs'sesi çıkmamıştı bile.cebime geri attım kibriti.körolası şey!
uzun süre sesleri dinledim.beynimi kirletti çoğu.aptal arabalar,küfür edercesine ilerleyen motorlar.kuş sesleri yenik düştü insanlığın yarattığı lanet seslere.bir sigara daha yaktım.mutsuz rolündeydim bugün.bütün gün sigara içecektim.planım burda oturmak ve sigara içmekti.olmadı ıssız bir mahalle bulup dolanırdım oralarda.fazla insan-özellikle de çocuk olmayan bi mahalle olacaktı ama o-hiç tahamül edemezdim çocukların durmadan bağırışlarına.ama bilirdim onlar çok şey düşündürür insana.çocuklar!ne garip yaratıklar onlar!
küçüklüğüm geldi aklıma.minik bi arabam vardı küçükken.annem yalnız bi kadındı.babam vardı ama fazla konuşmaz ve ya hep işe gider ya da uzaklara..yalnızdı annem.bi ben vardım hayatında.bana babamın ona verdiği yemek parasıyla araba almıştı bir gün.hiç istememiştim halbuki bir araba.alıvermişti işte.anneydi sonuçta.uzun süre-bir iki yıl kadar ellemedim onu.sonralarda sıkıntıdan aldım bi gün elime.paramparça yaptım arabayı.ne salak şeysin sen!sana ihtiyacım yok benim!çocukluğum sensiz de geçebilir benim!diye bağırdım arkasından.annem hiç belli etmesede biliyordum üzüldüğünü.parçalarını bir kutuya koyup sakladığımı hatırlıyorum.kimbilir hangi çöplükte şimdi!
çocukluğum hep,birşeyleri sorgulayarak ve birşeylere karşı hep nefret duyarak geçmişti.ne bir arkadaşım vardı ne de bi kişinin ismini bilirdim.okula giderken hep uzun yolu kullanırdım.kimseyle karşılaşmayım diye.yalnızlığın getireceği bişey olucak ki düzgün konuşamazdım bile.aslında vardı biri,arkadaş mıydı değil miydi bilmiyorum ama vardı işte birisi!alt komşumuzdu.yaşlı bir kadın.ne güzel kurabiye yapardı!sevmezdim,yemezdim hiç ama kokusundan bilirdim nasıl güzel olduklarını..çok konuşkan bi kadındı,hızlı konuşanlardan değil,ya da saçma konuşanlardan.yavaş yavaş ve mantıklıca.çoğu şeyi ondan öğrendim diyebilirim-yaşamıma düzgün başlamamı sağlayacak şeyler.yıllarım geçti onun eskimiş küf kokulu koltuğunda.hatırlıyorumda bir gün alt kata indiğimde eşyalarının toplandığını gördüm,tanımadığım insanlar tarafından.ölmüştü.bu kadar basitti.bu kadar olağan.hiç unutmamıştım onu.unutmazdım.tek arkadaşımdı!
sigaramı fırlattım,bu sefer suya fırlatmadım.o sesi duyabilecek miydim,hiç merak etmiyordum.sis biraz dağılır gibiydi.kitabı çıkartıp her hangibir sayfadan okumaya devam ettim.
"her şeye çok önem veriyor demesinler diye buluşma yerine hep sonradan giderdim.etraftaki insanların düşünceleri yüzlerine yansıyor diye onların o çirkin yüzlerine bakardım,onları saydığımdan değil.buluşma yerine vardığımda.ikisi beni yine görmezden geldi.diğeri ise alışılmış bir şekilde selamladı.kapıda onu beklemek aşağlayıcı bişey olsada katlandım.anlaşılan son gelen ben olamamıştım.içeri geçtik,yemeğe bu kadar para verdiğimi aklımdan çıkarmayarak yuttum her lokmamı..."
bir kaç sayfa daha atlamaya karar verdim.kitabı başından okumam gerektiğini ve okuyacağımı bal gibi biliyordum.ama bazı şeylere engel olamıyordum bu sabah.sanki alışkanlıklarım başka birinin alışkanlıklarıymışcasınaydı.beğenmedim alışkanlıklarımı.
"tekardan bardağı alıp,suyu içmmeye başladı.sanki beni takmıyormuşcasına yan gözle bana bakıp işine devam etti.kibiri gözlerine yansımış,gözlerime akıyordu.sesimi çıkartmadan işini yarım yamalak-ona göre tam-yapışını izledim.biraz sonra aniden kalkıp;
-benden bu kadar,gidiyorum.dedim yüksek bir sesle.umrunda bile değildi!işine devam etti.yüzüme bile bakmadı.bir dakika kadar bir tepki vermesini bekledikten sonra-hiç bir şey yapmayınca kendimi sokağa attım.yine kendimle kalmıştım.zaten bunu istemiyor muydum?bu sorumu cevaplamadan yürümeye koyuldum.saat çoktan geceye yakınlaşmıştı..."
bi anda sesler duydum.kız sesleri.kafamı kaldırdığımda karşıdan gelen üç genç kızı gördüm.uzaktan ne kadar da güzellerdi.iki sarışın,bir kumral.hayatlarının en güzel yıllarındalar.ama muhtemelen farkında bile değillerdi.liseli kızlar!ne beklersin ki?!yakınlaştıklarında onları daha iyi bir şekilde incelemeye koyuldum.yavaş yürüyorlardı ve çok da sesli konuşmuyorlardı.içlerinden biri-sarışın olanlarından biri-biraz arkadan geliyordu.sessizce ağaçları izliyordu.kollarının arasında almaya çalışsan asla alamayacağın türde sıkı sıkı tuttuğu şeylere bakmaya çalıştım.kitaplar!ne okurdu bu kız?hangi yazarlar onu mutlu eder hangileri üzerdi?hangi yazarlarda kendini bulur,hangisi ona hayatın anlamını verebilmişti?belki hiç biri..bilmek istedim okuduklarını.tanımak istedim o kızı.sabah kaçta kalkar,geceleri kaçta yatar.bir kitabı sadece okur mu,yoksa onu gerçekten okur mu?
diğer ikisinden geri kalmıştı.git gide yakınlaştı bana.gözleri etrafı yalayıp yutuyordu.bana da bak!geçti gitti.ne baktı ne de elindeki kitabı görebildim.çok sinirlendim kıza.salaktı bence,baya hem de.insan yüzü görmeye korkan bi salaktı o!kitap okusan ne yazar?salaksan..hiç sevmemiştim zaten onu.aralarındaki en mantıksız kişi o görünüyordu.diğer kızlar?ah ne iyiyiydi onlar.onlar,bakmıştı bana.biliyordum.onlar salak değildi.
kafamı diğer yöne,umursamadan çevirdim.park dolmaya başlamıştı.çok ilerlerde bir kaç kişi çarpıyordu gözüme,onlar da benim gibi oturuyorlardı.ne yaparlar ederler bilmem ama dünya da tek olmadığımı anlamamı sağlamışlardı.tek parkta oturan insan olmak istedim o anda.sadece bana özgü olsun.sadece ben yapabileyim onu.
bir sigara daha yaktım.sigaranın bağımlısı falan değildim.sadece hayatın sıkıcılığındandı bu alışkanlığım.evet alışkanlıktı o bağımlılık değil.içeme duman çekmeye ihtiyacım yoktu,elimde tutacağım,yakacağım-yani uğraşacağım-zaman geçireceğim saçma bi alışkanlıktı o.bazı zamanlar onun yerine kalemlerle oynardım.hatta kalemlerle oynamak nasıl bağımlılık değilse sigara içmekte bağımlılık değildi benim için.belki bu kendime söylediğim en büyük yalanlardan biriydi ama bunun sayesinde,yani alışkanlıkların arada bir değişebildiğini bilmemin sayesinde,bırakıyordum sigarayı uzun süre.içmiyordum.umrumda olmuyordu sigara.aklımın ucundan geçmiyordu.ta ki hayat bana sıkıntıyı hatırlatıncaya dek.alışkanlıkların en iyisi olup çıkıyordu sigara karşıma.
sabahın bana her zaman verdiği huzur fazla yoktu bu sıralar ortalarda.insanlar acımadan herşeyi yok ettikleri gibi-bunu da-huzuru da-yok ediyorlardı günden güne.bazen insan olmaktan nefret ederdim.bunlar insan,ben de insanım.fil olsam ya!ya da her hangibir iğrenç böcek de olur.ne farkeder!nefretlerimi kendime sakladıkça,daha çoğalıyorlardı.gelip geçen insanlara anlatamazdım ya bunları.anlamazlardı.ama hayvanlar,bitkiler..her zaman anlardı onlar.sen farketmesen bile dinlerlerdi seni.tamam,onlar hiç anlamazdı,yanılıyorum,biliyorum,ama en azından bir insandan daha iyi seni dinleyebildikleri bile olurdu bazen-çoğunlukla(!)
artık gelip geçen insanlara bir hayat yazmaktan sıkılmıştım.hem zaten hangisine iyi bir hayat bahşetmiştim ki!kimin hayatı gerçekten hayattı?kimsenin.
kitabı elime yeniden aldım.bu sefer açıcağım sayfayı biliyordum.son sayfayı açıcaktım.son satırı okuyacaktım.saat de geç olmuştu zaten,artık uzaklaşmalıydım insanlarla dolmaya başlayan bu sokaklardan,eve gitmeli,biraz dinlenmeli-ki beni yoran şey düşüncelerimdi-gece yeniden çıkmalıydım.gecenin yüzünü düşünmeliydim biraz.öğlenlerden nefret ederdim zaten,anlamsız bir kalabalığa maruz kalan öğle vakti.ne yazık sana!ama geceleri.geceleri nerdesiniz?geceler bu kadar mı ürkütüyor sizi?halbuki her yer geceleri de aynı..kısıtlanmış düşüncelerinizden biri ise geceleri sizi eve sokan düşüncedir.acıdım geceleri sokakların kokusunu daha hiç duymamış insanlara.teker teker.sigaramı atmadan önce bi tane daha yaktım onunla,az kibritim kaldığını unutmamıştım..
yavaşça ve narince çevirdim sayfaları.sona geldiğimde,minik bir esinti başlamıştı.aşk kokan ama aşktan nefret eden bi rüzgardı bu.ona aşkı sorsan bilemezdi bile.ama aşk kokuyordu,besbelliydi!
"devam edemeceğini bildiğinden dolayı anlatmayı bırakmıştı.ama biz biraz geride dursak da olur,sanıyorum."
kitabı kapattım.kimbilir ne harikulade bir kitaptı bu!neler anlattı kimbilir.kimbilir nelerin farkına varıcam onun sayesinde.kimbilir kaç ayda yaşayabileceğim duyguları birkaç sayfada yaşatıcak bana.cebime koydum.ayağa kalktım ve geldiğim yoldan geri ilerlemeye başladım.yollar hala yoldu.nem birikmişti üstlerinde,ağır ağır.insanlar ezmeye başlamıştı onları.canları acıyordu-hiç olmadığı kadar.üzülüyordum yollara,seviyordum onları.onlar olmasa..sigaramı yere atıp topuğumla ondan günün nefretini çıkarttım.eve girmeme az kalmıştı.tam zamanıydı!insanlar akın akın çıkıyordu dışarı.ne varsa dışarıda!tamam,dünya var burda.gerçekten görebiliyor musunuz dünyayı?gerçekten doğru yerden mi bakıyorsunuz dünyaya?bakabiliyor musun?-sanmıyordum.ellerimi ceplerime koydum.ya ben?bilmiyorum.hava hala soğuktu,çok değil ama.apartmanın kapısına geldiğimde şöyle döndüm baktım bir sokağa-sokağıma.ne çirkindi sesi,ne büyük bir hüzünle bakıyordu bana..merdivenlere ilerledim sokağa çaktırmadan.
daireme geldiğimde,herşey daha güzeldi.çünkü bu kapının ardında başlayan dünya,benim kendime yarattığım bir dünyaydı.dünya içinde dünya.benim kurallarım ve benim isteklerime boğulmuş dünyanın bir dünyasıydı burası.hafiften gülümsedim dünyama.cama olabildiğince uzak bir koltuğa oturdum.benim dünyam!kitabı açtım.geceye daha çok vardı.
"ben deli bir adamım.içi nefret dolu yalnız bir adamım ben...."
bir sigara yaktım.

November 13, 2009

Mesi(dört)

yeterince yenilebilir bir lokma gibiydi elindeki,ama adeta yiyemiyecek gibi gözlerini korkulu bir biçimde ona dikmiş kaşlarını havaya kaldırmıştı.çatalı indirdi.bir nefes aldı.karşısında duran kızın gözlerine baktı;
-"ya sen?"dedi.
karşısındaki kız şimdi düşüncelere dalmıştı.sanki ona okyanusun kaç metre derin olduğu türde zor bir soru sorulmuşcasına düşündü.
-"muhtemelen ben de yiyemezdim."dedi kız.karşısındaki gülümsedi.suyundan bir yudum aldı ve gün içerisinde o masaya oturmuş kişilerin hepsinin izi olan masaya baktı durdu.elleri bacaklarının üstünde bacakları ise onunkilerin arasındaydı.
kız biraz telaşla izliyordu karşısındakini,lokmasını sayıyor ve her lokmada 'eh biraz daha hızlı' dercesine gözlerine bakıp onu rahatsız ediyordu.kafasını yan masaya çevirip biraz onları rahatsız etmeye koyuldu.
yan masada iki yaşlı insanla-biri kadın diğeri erkek-bir 'genç' çocuk oturuyordu.çocuğu izlemeye başladı.bembeyaz teni vardı.güldüğünde dişlerinin beyazlığı bardaklardan etrafa yayılıp ışığa yardımcı olacak şekilde bir parlaklık yayıyordu ve gözleri yemyeşildi.ellerinin titrekliği gözünden kaçmamıştı ama-ve de güzellikleri.çocuk bardağını eline alarak izlendiğini farkettiğini kıza belli edercesine içiceğini içme süresince onun gözlerine baktı.-çocuk gerçektende pamuk gibiydi.
kız hiç kendini bozmadan masayı ve çocuğun hareketlerini izlemeye devam etti.epeyce sıkılmış olması onun böyle saçma şeyler yapmasını masum gösterip,yaptığı işi kesmemesini sağlamaktaydı.
çocuğun yanındaki iki yaşlı insandan biri-kadın-çocuğa hep onu üzecek şeyler söylüyordu ki kadın ağzını açtığında çocuğun yüzü hemen dümdüz olup matlaşıyordu.ama allahtan diğer insan-adam-onun neşesini yerine getirmeyi iyi biliyor gibiydi.
kız önüne döndü.o hala yemeğini bitirmemişti.
-"daha ne kadar?"dedi.
-"bir kaç lokmam daha var,ve de bir tane de sigaram."
kız çocuğa döndü ve gözleri öpüştü.çocuk yavaşça ve sakin bir şekilde ayağa kalkıp,kızın yanından geçti,kız da onu izlemekteydi,ve tuvalete doğru ilerledi.
kız hafiften sola doğru eğilip onun arkasına doğru gözlerini dikti,düşündü;
*tuvalete varmaya bir kaç adımı vardı.saçlarını düzeltti ve içeri daldı.çocuk onu orada,öylece bekliyordu.
-"hey"dedi kız.çocuk suyu açıp ellerini yıkamaya başladı.
-"hey,naber?"
kız biraz panikledi ama bozuntuya vermemesi gerekirdi.
-"yemeğimi yedim"dedi.
-"iyi yaptın,seni dışarıda bekliyorum."
ve çocuk çıktı.
kız masasına gidip-ki çoktan kurmuştu bile;
-"acilen gitmeliyim"dedi.o şaşkındı.anlayamadı.
-"nereye?daha sigaramı içmedim"
kız aldırış etmeden eşyalarını alıp onun gözlerine baktı.
-"niye gidiyorsun,noldu?"dedi yine o.
-"benden bu kadar,seni terk ediyorum."dedi ve arkasını döndü,hızlı adımlarla kapıya yöneldi.çocuğun masasındaki iki yaşlı insan-kadınla adam-ona bakıyorlardı.kız bir an tedirgin olduktan sonra sanki onlarla hiç bi alakası yokmuş gibi kapıdan çıktı.çocuk gerçektende bu soğuk havada,dışarıda onu bekliyordu.
çocuk gülümsedi.motoru göstererek;
-"hadi"dedi.kız hemen arkasına atladı ve rüzgar saçlarını okşadı.unutulmuş bi sokaktaki eskimiş bi ağacın dibine geldiklerinde,kız,gözlerini açtı.ilk defa çok mutlu olduğunu anladı.garip bir yer,farklı insan,konuşulacak çok şey ve gecenin sisinden mırıltılar.
çocuk motorunun gözünden bir battaniye çıkartıp ağacın dibine serdi.
gözleri çok ilgi çekiciydi.
oturdular.
cildide mis gibi ve parlaktı,beyazdı.çocuk önce biraz kendinden bahsetti sonra da sadece kızı dinledi.kız ilişkisinin yeni bittiğinden,sevgilisinden daha biraz önce ayrıldığından bahsetmek isterdi ama o konulara hiç girmeden masum yalanlarla,biraz süslü cümlelerle hayattaki amaçlarına hiç değinmeden günlük yaşantısından bilgiler verip,şirin bir şekilde konuyu kapattı.hava epey soğumuştu.
çocuk motoru göstererek;
-"bize gidelim mi?"dedi.kız da olur dercesine başını sallayıp ayağa kalktı.*
..
-"hey!beni dinlemiyor musun sen?"dedi kızın karşısında oturan kişi.kız bi anda kafasını sallayıp gözünü tuvaletin kapısından aldı ve ona getirdi.
-"ne dedin?bişey düşünüyordum?"
-"hadi bize gidelim"diye tekrarladı.o sırada çocuk kapıdan çıktı ve kıza hiç bakmadan masasına oturdu.kız onun kalbini çok kırmış olduğunu düşünüp baya üzüldü.gitmesi gerekirdi,çocuk orda onu kimbilir kaç dakika beklemişti.şimdi kimbilir benim hakkımda ne kötü düşünüyordur diye kendini yedi bitirdi.
-"tamam"dedi kız.ayağa kalktı ve çeketini giydi.o çoktan ilerlemeye başlamıştı.kızda arkasından hem onu takip ediyor hem de izliyordu.son bir kez çocuğa bakmak için arkasını döndü ve çocuk da ona bakıyordu.ağlamak geldi içinden-hüngür hüngür.o sırada garsonlardan biri Mesi'ye çarptı.
-"pardon bayan"dedi.kız da fazla aldırış etmeden Mesi'nin kolundan tuttu dışarı çıkarttı.
Mesi gülümseyerek kızın suratına bakıyordu.
soğuk içlerine işlemişti ve kız Mesinin elini bırakmak istemiyordu.
çocuğu düşündü.

  1. Dandy warhols-we used to be friends
  2. The velvet underground-who loves the sun
  3. The phoenix foundation-blue summer
  4. The kills-wait
  5. The cribs-another number
  6. The aggrolites-womens rules
  7. The jesus and mary chain-just like honey
  8. Grandaddy-a.m 180
  9. Animal collective-peacebone
  10. The rakes-22 grand job
  11. Suburban kids with biblical names-rent a wreck
  12. Muncausen by proxy-sweet ballad
  13. Noah and the whale-5 years time
  14. Math and physics club-la la la lisa
  15. The vaselines-you think you're a man
  16. Grizzly bear-two weeks
  17. M83-kim&jessie
  18. MGMT-time to pretend (aha)
indirmek için;
hoppidi

November 11, 2009


  1. The velvet underground-heroin
  2. The smiths-i am human
  3. The dandy warhols-godless
  4. The jesus and mary chain-some candy talking
  5. Pasific UV-tremolo
  6. Grandaddy-he's simple,he's dumb,he's the pilot
  7. Trobbing gristle-convincing people
  8. The brain jonestown massacre-nevertheless
  9. Aarktica-bleeding light
  10. Lush-the invisible man
  11. New model army-white coats
  12. Cocteau twins-amelia
  13. Skywave-over and over
  14. My bloody valentine-(when you wake)you're still in a dream
  15. Gray strawberries-frozen
  16. Wilco-i am trying to break your heart
  17. Smog-bathysphere
  18. Galaxie 500-blue thunder
  19. This mortal coil-sixteen days-gathering dust

tık.

November 9, 2009

çok defa küsmüşümdür.
"bir defa düşünmelisin."
anlamadığım şeyler var.kitaplarda aradığım.kafamı bile bile karıştırmaya zorladığım insanlar.çok kez baktım gözlerine.keşke anlatılmak istenen vurgulu anlamsızlıklardan uzakdurabilen biri olmayı başarabilseymişim dedim kendi kendime.
"aslında başında gördüğün kişi ile şimdi göremediğin kişi,her türlü,aynı kişi."
avuçlarımın içindeki asaletsizlik göz yaşlarının bekçisi olan,canavar,sen-benim yarattığım bir sen ama,gerçek sen bu olamazsın çünkü-dün gece bana uğramadı yine.söylediklerim beni bukadar yakamaz diye bağırdım arkandan,ne de güzel üzülürdün arada.canavar.
"bir defa ağlamalısın."
kestim,yapıştırdım bazı sayfalardaki sözleri birbirlerine,her türlü bana istediğimi veremedi,Boris,John belki Shakespeare bile;
'bu yazdığım aşk değilse,ben hiç yazmadım,ya da hiç kimse aşık olmadı.'
bazıları hiç okumadı,bazıları da hiç aşık olmadı.evet(gülüyorum)

sadece kafanızı karıştırıyorum.ben okudum da,o yazdı da,belki aşık bile olmuş olabilirim.
konu bu değil.durun geri dönmeliyim.
ama bakın bu genelde bi taktiktir.söyleyecek-bişey-bulamıyorsan-söyleneni-tekrar-et-taktiği.fazla kullanım boşluğun göstergesi değil de,tutukluğun belirtisidir.tutuğum biraz.
olumsuzlukla başladığım cümlelerin ardından gelen kafa karıştırıcı mantıksızlık gülüşlerinden sonra başa dönüp düzeltmem gereken yerler var şimdi;bana istediğimi veremedi derken ben,orda bişey vermedi demek istemem tabii.-çünkü biz her okuduğumuz kitaptan sonra ağlayıp'daha o kadar çok okunacak kitap var ki!'diyen türden insanlar olduğumuza göre,orada anlatmak istediğim bir konu odaklı aranan şeyin bulunamaması ki onu bulamamın nedeni de ne aradığımı bilmediğimden kaynaklanan bir mantık hatası göstergesidir.

..
bazı düşüncelerimden kaçıp kurtulamıyorum bir türlü.bazen onlar korkuların en korkutucusu oluyorlar,beynimde bütünden bütüne belirginleşiyorlar ve bir hayalet gibi gitgide yaklaşıyorlar.tükenmişliğimden arada bir sadece bir yerde boş boş oturup kalp atışlarımı dinleyecek kadar saçmaladığım bile oluyor-bunun yerine saatlerce bile dolaşsam,o atışları dinlemenin yerini tutamıyor ama,o denli hazzı var bazen.
her türlü yapayalnız olduğumun ve beni kimsenin anlamadığı bilincine varıyorum sabahları.yaşamın yüzeysel oyunlarıyla yetinip geçici bir sevince bile varım şu sıralar.tekrar tekrar üst üste başımı kaldıramayaşım yastıktan bana benim ben olma isteğimi hızlıdan hızlıya azaltmakta ve bir çok soruyu ard arda sorarak ilk önce kendi beynimi sonra da sorduğum kişi veya kişilerin beynini yormaktaydı.vazgeçtim sorulardan.soru sormak sıkıyor beni çünkü.istemiyorum öğrenmek.
tamam.yalan söyledim.basbayağı hem de.bal gibi de soruyorum soru.çok da bilmek istiyorum herşeyi.vazgeçemeyeceğim bişey varsa o ya soru sormaktır ya da soru sorulacak bişey aramak.

bilemiyorum.
ruhsal bunalım geçirdiğimi gösteren en ufak bir belirti yok üstümde.çünkü geçirdiğim falan da yok.hatta olması gerekenden de normal bi hayatım var buralarda.belki olması gerekenden biraz sıkıcı olabilir,biliyorum,böyle olması çok da inanılmaz olmamalı.sıkıcı terimini çok sıkıcı bulsam da inanmayacaksınız ama sıkıntıdan başımın ağrıdığı olur.ama kafasının içinde ne duyarlılık ve sorunlardan ne de düşünceden iz olmayan biri olmak hiç istemem.tabii kendimi düşüncelere ve sorunlara tümüyle bağlayıp,kaptırıp,hayattan koyvereceğimi de sanmam.hiç fena fikir gibi görünmesede,hayır,o daha da sıkıcı olmalı.ayarını iyi yapmak gerekir;sorunlardan beynimizi yormanın.
"?"
haklısın.göz kapaklarım benden bağımsız hareket etmeye başladığında geliyor bunlar hep başıma ve her seferinde artık durmam gerektiğini bana söyleyen iç sesim(-ki bayılıyorum şu iç sese,bazen nasıl da mantıklı olabiliyorken bazen ne güzel saçmalar o,sensindir ama bazen sanki senden ap ayrı biridir ve senin tam tersine konuşur durur-bayılıyorum şu gerçekten de senden bağımsız olabilen iç sese,benim ki öyle-)bile bazen hiç etkileyemiyor beni.ama olsun ben yine de bazı şeyleri kendime saklamayı yeğleyenlerden olabilirim ki evet öyleyim.ama insanları merak ettirecek kadar çok ve önemli şeyler değildirler onlar.bu yalan değil.
diceğim gibi;gitmen gerektiğinde gitmemek için bir sebep yoktur.
yine de çok defa küsmüşümdür kendime.

November 8, 2009

tekrarlamak istemiyordu.aynen bıraktı.dönüp bakmadı bile.
sisin griliği gözlerini yakmıştı.

November 6, 2009

ya tanrı öldü,ya da bizden nefret ediyor

November 2, 2009

i don't wanna stay at your party(aha)

..ardından onları kaçırarak,beni görmezden geldi.
...æ
ellerimin titrekliği kapıyı açmamı güçleştirmekteydi.merdivenleri çıkışımı bile hatırlamazken,şimdi-buraya ne yapmaya geldiğimi düşünmekle,beynimi yoruyordum.suyu açtım.uzun süre,gürültüden kendimi uzaklaştırmaya çalışarak,suyun sesini dinledim.yakınlaştım,uzaklaştım.suyun berraklığının var olduğunu onayladım.
suyu kapattım.
düşünmem gereken çok şey yoktu,sadece atlatmam gereken bir durum vardı,kafamı'hayır hayır'dercesine sallayıp aynada kendimi izledim.alanım dardı ve tek çıkış vardı.tuvalete girdim,ben içerideyken elini biri yıkadı ve uzun süre-sessizce-orada kaldı.kapıyı tıklatmadı.çıkmasını bekledim,az sonra onun çıkış sesini duymamla birlikte ben de iç kapıdan çıkıp aynanın önüne-bir kaç dakika önce bulunduğum yerde-durdum.suyu açtım.ama bu sefer isteyim;izlemek ya da duymak değildi.ellerimi yıkamaktı.aklıma o geldi.aşağıda o da varmıydı,yoksa nerdeydi?unutmaya çalıştım.
suyun soğukluğu önce kollarımı,sonra beynimi uyuşturdu-ellerim titriyordu.peçete koparttım.uzun süredir ordaydım.ama aşağısı birinin yokluğu farkedemeyeceğin kadar kalabalık,karanlık ve gürültülüydü-endişelenmedim,ama bir şekilde aşağı inicektim.hiç istemedim.
...ß
anahtarı kapının alt kısımlarına götürüp,kapıyı sert ve kararlıca açtı.ev bombomştu.sadece uzun bir kolidoru geçtikten sonra büyük alanın-muhtemelen salonun-ortasındaki gazeteleri gördüm.serilmiş ve yayılmış olarak,dışarıdan içeri kaçan ışık ile aydınlanıyorlardı.ben onu,diğerleri de beni takip ediyordu.yere oturdu ve bize döndü
"otursanıza"
herkesin oturuşunu izledim,teker teker.ayakta kaldım.
"benim tuvalete gitmem lazım"dedim.kimse aldırmadı.sadece o,N.;
"geldiğimiz kolidordan geri dön,sokak kapısının karşısı"dedi.
"ama ışık yok."
karanlık kolidoru,aklımdaki düşüncelerle,hızlıca geçip,gıcırtılı kapıyı açtım.cebimden telefonu çıkartıp,ışığını etrafa tuttum.burası da bomboştu.kapağı açmadan tuvalete oturdum ve ellerimi başımda gezdirdim.yapıcağım tek şey gitmem gereken yere hemen gitmekti.kalan zamanımın çoğunu sesten uzakta ve düşüncelerimle geçirmeye karar verdim.niye orası gitmem gereken yerdi?bilemedim.
suyu açtım.
suyun sesi kulaklarımda çınlandı,soğukluğu beynimde.yapılacak az şey,düşünülecek çok şey vardı.suyu kapattım ve tuvaletten çıktım.kolidor yerine evi dolaşma fikri geldi aklıma,telefonu çıkartıp ışığını yaktım ve o anda vazgeçip kolidora saptım.herkes hala aynı yerindeydi,aynı sesle konuşuyordu ve aynı ışık odanın içine doluyordu.biraz uzağa oturup,olanları izledim-olan şey ise aslında hiç bişey olmamasıydı.saat geçmeye devam ediyor ve aklımı kurcalayan şey,gitgide kayboluyordu.sigarayı bana uzattı.ordan biri;
"hadi kalkıyoruz"
ayağa kalkan ilk bendim.
..æ
bi anda içeri biri daldı,ne yapıcağımı bilemeyip,gülümsedim ve kendimi dışarı attım.merdiven arasında durup düşündüm.merdivenleri çıkmaya başladım.yukarısı,aşağısı kadar dolu olmasa da,kalabalıktı.biraz durdum.ve aynı sırada gözlerim tuvaletin kapısındaydı.
-"hey"dedi G.
-"hey,naber?"
-"iyi N.'yi gördün mü?"dedi.hayır dercesine kafamı salladım o sırada sanki birinin yanına gidiyormuşum gibi elimle işaret edip ortalara doğru ilerledim.o da aşağı indi.ses içimden gelen sesi bastırabilecek kadar yoğun değildi.'aşağı in.'onu dinlemedim ve dolanmaya devam ettim.tıpkı uçsuz bucaksız gibi görünen orta boyutlu bir parkta köpeğini kaybetmiş yaşlı biri gibi ordan oraya dolanarak yerleri izliyordum.bacaklarım yapış yapışmış gibi geldi,ellerim ise terli.üzerime sinen sigara kokusu beni takip ediyor,arada arkamda kalıyordu.duraksadığım anda bana yetişip'biraz yavaş,izini kaybetmekten korkuyorum'der gibi etrafımı sarıyordu.merdivenleri inmeye başladım.
..ß
kapıyı kapatıp,kilitledi.ben çoktan bahçe kapısından çıkmıştım bile.arabanın nerde olduğunu sorarcasına N.'ye baktım.eliyle sol tarafı işaret etti.koşar adımlarla soğuğu sıcakmış gibi hissederek,ellerim dışarda,arabaya yürüdüm.
"shutgun!" ön her zaman benimdi.arabaya oturunca havanın ne kadar soğuk olduğunun farkına varıp ellerimi ceplerime soktum-hiç bir zaman anında işe yarıyan bir ısıtıcı olamamışlardı.N. arabayı çalıştırdı ve bana döndü;
"oraya mı?" gözlerimle onu onayladım.çok geçmeden arabayı yakında bir yere park etti ve arabadan çıkan ilk bendim..daha kapıya yaklaşmadan içerisinin sesi kulaklarımda çınladı.'gerçekten istiyor muyum?'sanmıyordum.arkalarından yürüdüm.içeri ilk N. daldı ve arkasından da L.
içerisi,beyin bakımdan oldukça boştu.gözlerim gözlerini aradı.
..æ
tuvalete inerken içeride kimsenin olmaması için dua ediyordum.yoktu da.sevindim.aynaya baktım.son bir defa.artık aşağı inip olan biteni görmeliydim.ya da bişey olmadığını.içim rahattı,merak ediyordum..kapı açıldı ve gözlerini aynadan bana dikti.hiç kıpırdamadan bir kaç saniye birbirimize baktık.düşüncelerini okuyabiliyordum.'senden nefret etmek isterdim' hayır 'sen de nerden çıktın' bilemiyorum.tam anlamıyla anlayabildiğimi sanmıyordum.ya da hiç birşey söylemeden yanımdan geçip içeri girerdi,işerdi,çıkardı,ellerini yıkar ve kapıyı sertçe kapatırdı.gülümsedim.ardından gözlerini kaçırarak,gülüşümü görmezden geldi.
suyu açtı.
suyu kapattım.
-"burda,yukarıda olduğunu biliyordum."dedi.
-"niye geldin o halde?" cevap vermedi.bence tuvaletten çıkmak için bir boşluğu arar gibiydi.'senden nefret ediyorum' bu kadar basit olmamalı.daha biraz önce onu düşünmemiş miydim?unutmaya çalıştığımı kendime tekrarlasam da unutmuş muydum?hiç sanmıyordum.hala gözlerime bakıyordu ve muhtemelen ne düşündüğümü bulmaya çalışıyordu.
sonra bi anda yüzünü asar gibi oldu,gözlerimi ondan kaçırıp elimde tuttuğum peçeteyi çöpe atmak için eğildim.'konuşsana be!' aynı anda birbirimize döndük.şimdi gözlerimiz eskimiş aynayı bir kenara atıp direk bağlantıya geçmişti.uzun süre baktı.
..ß
herkes ordaydı ve bir terslik vardı.C.'yi gördüm ve hemen ondan uzaklaşıp,onu görmemezliğe geldim.birini arar gibi bi o yana bi bu yana gidiyordu.bir terslik vardı ve benim onu bulmam lazımdı.N. yanıma gelip;
-"ne içersin?"dedi.
-"farketmez,ben biraz gezinicem".dedim.fazla oralı olmadan arkasını dönüp bara yöneldi.müzik aklımı karıştırmaya birebirdi.karanlık olmasının iyi yönü her yüzü görmek zorunda olmamam,kötü yönü ise onu bulamamdı.C. bana yakınlaştı.çaktırmadan görüş alanıma girmeye çalışır gibi bi hali vardı-sessiz biriydi,ama yeterince uyuz sanılabilitesi yüksekti,arada konuşur ama sanki her zaman aynı şeyleri konuşur gibi gelirdi.benim yerimi alabilir miydi?almış mıydı?havalıydı-aldırmadan ve usanmadan onu görmemezliğe geldim.
yukarı çıktım.sakin,teker teker ve nefes almaya çalışarak.merdivenlerde G. ile karşılaştım;
-"oo naber?N.'yi gördün mü?"anlamsız bir şekilde şaşırmıştı.gözlerine donuk baktım.naber sorusunu cevaplamak içimden gelmiyordu.
-"aşağıda"diyip hızla merdivenleri çıkmaya başaldım.tuvaletin kapısında durdum düşündüm.zaman kaybetmemem lazımdı,onu bulmalıyım ve onu görmeliyim.isteğim sadece buydu.amacım falan da yoktu.yukarı çıktım.sağa dönüp bara doğru ilerledim.insanlar burda daha azdı.ve ses beynimi yormayı o kadar da iyi beceremiyordu.karanlık benle dalga geçercesine beni takip ediyor ve bozuk gözlerimin kullanışlılığının kalitesini düşürmeye tam destekli birer piç gibi etrafımı sarıyordu.aldırmadım.
düşünecek çok şeyim,yapıcak hiç bir şeyim yoktu.aklıma C. geldi.yine iğrendim ondan.yine beni ondan uzaklaştırışını aklıma soktum acı acı.ve gülümsedim.amma heycanlıydı herşey-onun(C.) için de benim için de-ama sevilmeye değer biri olduğunu gösterseydi onu sevebilirdim belki de.düşünemiyordum.
bir terslik vardı.tuvalete inmeye karar verdim.kalabalığı arkamda bırakıp merdivenlere yöneldim.nazikçe bastım basamaklara,tıpkı çatısı cam olan bir apartmanın üstünde yürürcesine.telaşsız ve huzur dolu.kapıyı ittim.aynada gözlerinle karşılaştım.tüm okuduğum kitapların isimleri geldi aklıma,içtiğim şeylerin kokusu,bana söylenen iyi sözlerle kötü sözler arasındaki kişi değişiklikleri yüzünden onlara aldırıp aldırmamam.o bana bakıyordu ve gözleri 'nerden çıktın?'diyordu.ama şaşkın değil gibiydi.'geldiğin yere geri dön.başka planlarım var' hayır 'seni görmek istemezdim' düşüncelerim birbirine girip,aslında birbirine girmemiş gibi gözükmeyi iyi başarıyordu.'nerden çıktın?' asıl sen nerden çıktın?seni bu kadar aydınlıkta hayal etmezdim.hayallerimi kirletmeni bu kadar da özlemedim.kitap isimleri yoktu şimdi.kokularda uçup gitmişti.ellerimin titremesini farketmesin diye aniden gözlerimi ondan çektim.hissediyordum.gülümsüyordu ama ona geri döndüğümde yüzü donuktu.acaba benim hakkımda ne düşünüyordu.gözlerim içimi dökmeye yarıyor muydu?doğru muydu?sen beni üzdün,çok da değil,ama senden nefret etmiyorum.bilemiyorum.
-"burda yukarıda olduğunu biliyordum."
-"niye geldin o halde?"dedi.cevap vermedim.sanki çıkmak ister gibiydi.aldırmadım.hala birbirimize aynadan bakıyorduk.ardından o gözlerini kaçırarak,donukluğumu görmezden geldi.eğilip elindeki peçeteyi kibarca çöpe attı.o kadar da kibar değildi.bilemiyordum,belki de düşünecek başka şeylere ihtiyacım olduğunu sanıyordum.'ne düşünüyorsun?' sormak istiyordum.hep sormak istemiştim. 'niye?' demek istedim. ama demedim.belki bişeyleri bilmektense onları sadece kendince düşünmek daha iyi olabilirdi.ama düşündüğünü biliyordum.hem de bir sürü şeyi-yine-aynı anda düşünmeye çalışıyordu.aklı benimki gibi karışıktı.neden?belli değil.aniden ona döndüm.o da bana.uzun süre isteksizce baktı.
..æ
-"konuşsana"dedim.ne diyecekti ki?ne saçma.
-"ne diyim ki?ne saçma."dedi.güldüm.hem de baya.şimdi şaşkınlıkla bana bakıyordu.biraz sinirli gibiydi.tam o sırada iki kişi içeri girdi.köşeye çekildi.ikimizde onları izliyorduk.aynaya usanmadan bakan insanlar.-ne saçma.aynadan beni izliyordu.ben de onu.acaba gider mi?ne fark eder ki.biri tuvalete girdi.diğeri de dışarı çıktı.
-"kiminlesin?"dedi.
-"D.lerleyim.bir de.."sustum.anlamıştı.C.'den nefret ettiğine dair bi mimik yapmamış olsa da ondan da nefret ettiğini biliyordum.tuvaletteki kişi aynaya bakmadan dışarı çıktı.kapıyı sertçe kapattı.kızgındı galiba.kıpırdamadım.
suyu açtım.
suyu kapattı.
biraz yakınlaştı ve saçlarımı kokladı.
-"hala aynılar." cevap vermedim.anlayamıyordum.anlatmıyordu.elinin her hangibir yerime deymesini diledim.'çok zaman oldu,neredesin?','özlemişim' yeni mi anladın? derdi.ben zaten diyemezdim.aynaya baktı.ne düşündüğünü biliyordum.gidicekti.onun gitmesini beklemektense benim gitmem daha uygun olurdu.kapıya yöneldim.yolu açtı.hiç bir tedirginlik belirtisi yoktu,sanki benim gitmemi bekler gibiydi,rahat,umursamaz.kapıyı açtım.ses aniden içeri doldu.tuvaletin açık,küçük camından dışarı taşmaya başladı.
-"gitmeliyim."dedim.cevaplamadı.
suyu açtı ve kapatmadı.
kapıyı yavaşça itip aşağı indim.merdivenler olması gerektiğinden sertti.nefret ettim.C. beni görür görmez yanıma geldi.kulağıma eğilip
-"nerdeydin?"dedi.gözlerine baktım,etrafa baktım,ellerime baktım.ellerimde sorun yoktu ama etraf boktu.dışarı atıcaktım kendimi,kapıya ilerledim.uzaktan M. bana bakıyordu.onun yanına gidiceğimi sanıp ayaklanmıştı,yanılmıştı.kapıdan çıkarken arkamı döndüm.hala bakıyordu.ve sanırım üzgündüm.'özür dilerim ama seni sevdiğimi sanmıyorum' üzüldüm.basamakları dikkatli indim.
şimdi sokağın soğuğu gözlerimi yakmaktaydı.
..ß
"konuşsana"dedi.aniden cevap verdim.ama sorusunun cevabını biliyor olduğu gözlerine yansımıştı.
-"ne diyim ki?ne saçma."dedim.bi anda gülmeye başladı.biliyordum neden güldüğünü.ben de gülmemek için zor tuttum kendimi.sinirliymişim gibi yapmaya çalıştım yüzümü.muhtemelen yapamadım da.aniden içeri iki kişi girdi.ne yaptıkları umrumda değildi.ilgilenmedim.oradan hemen çıkmalıydım.biliyordum,o da çıkmak istiyordu.bilmem kaç günümüz geçmişti.nefret ettim bazılarından.
-"kiminlesin?"dedim.
-"D.lerleyim.bir de.."sustu.e desene düzgünce 'C.yleyim'diye.yapamazdı,bilirdim.sonra tuvalet yine boşaldı,yine ikimizdik.
suyu açtı.
suyu kapattım.
aniden bi istek belirdi içimde.durduramadım kendimi.kafasına yakınlaşıp saçlarını kokladım.
-"hala aynılar."cevap vermedi.aynaya baktım.bir kaç saniye hiç bişey düşünmeden durdum.ellerime bakıyordu,kollarıma.'ne istiyorsun yahu?'bir adım attı,çekildim;kapıyı açtı.anlayamadım.giden ben olmalıydım.
-"gitmeliyim"dedi.cevaplamadım.nefret ettim kapı kolundan.
suyu açtım ve kapatmadım.kapıyı yavaşça itti.beni aynadaki diğer benle yalnız bıraktı.ne acı ve ağırdı.sevmedim kendimi.bekledim ama kıpırdamadan.zaman geçsin dedim.düşüneyim biraz.ne vardı onu burda tutan?ne vardı onun burda bekleyişinde?alt katta canını bişey sıkmıştı,belliydi.bekledim biraz.insin aşağı,geçsin C.nin yanına.görmesin ben çıkarken ordan.
..æ
nereye gidecektim?bilmiyordum.umrumda da değildi.biraz gezinir eve giderdim.onu bir daha görüceğimi de sanmıyordum.nerden çıkmıştı şimdi?yan tarafımdaki vitrinden yansıyan görüntüme baktım.sevmedim kendimi.
sevemedim yalnızlığı,uyumak istedim.
..ß
aniden çıkıp aşağı indim.hızlı hızlı.tam kapının orda-kimseye görünmeden çıkıyordum ki;M. bir anda karşımda belirdi.sadece bakıyordu.baya da yakındık.anlam veremedim,ama ilk başta.sanki başından beri beni izliyordu bu gözler.girerken,girdikten sonra,yukarı çıkarken.anladım ki bir terslik gerçekten de vardı.kim bilir o M.'ye neler yapmıştı.acıdım bi anda.gülümsedim hatta.yanından geçip dışarı çıktım.merdivenleri inerken arkama döndüm.M. hala bana bakıyordu.niye şaşkındı?sanki bu sahneyi daha önce başka birinde görmüş gibi,sanki alışık olduğu bişeye üzülerek bakıyor gibiydi.anlam veremeden yürümeye koyuldum.soğuk burnumdan içeri girdi,beynime ulaştı.acaba içeride kimin yanındaydı?ben ne yapıcaktım?düşünmeyi kesmeliydim.evde düşünmeye devam ederdim-ama şimdi olmazdı.hava soğuktu.hem neyi düşünecektim?karma karışıktı olanlar.ya da ne olmuştu ki?duraksadım.sevmedim yolları.sevemedim geceleri.unutacaktım herşeyi,
ama-yine de,güzel kızdı şu C.
..æ
anladım ki uyumak en kolayıydı.üzüldüm buna.korkuyordum,biliyordum.
ama-yine de,güzel kızdı şu C.
..*
aynı otobüse bindiler,ama æ bir önceki durakta bindiği ve sol tarafta oturup dışarıyı izlediği için sağ öne oturan ßyı görmedi-tabii ßda æyı.
æ,M. ile bir daha konuşmadı,C.de æyla.ß,æ dışında herkesi her zaman görüyordu.M. o gece æ ile ßnın aynı yere gittiklerini sandığı için ædan hep nefret etti.C. zaten ßyı hiç sevmemişti.
æ en son N. ile,ßyla ilk tanıştıkları yerde görüldü.ß ise arada bir L.ile sadece sokak aralarında.
æ,ßyı hiç unutmadı.
ß naptı bilinmez...

ardından birbirlerini görmezden geldiler.

October 26, 2009

parça parça

if theres a bustle in your hedgerow
dont be alarmed now,
its just a spring clean for the may queen.
yes.. there are two paths you can go by
but in the long run
theres still time to change the road you r on.
and it makes me wonder.

your head is humming and it wont go
in case you dont know,
the pipers calling you to join him,
dear lady can you hear the wind blow,
and did you know
your stairway lies on the whispering wind.

October 21, 2009


dinle ve öğren.

October 12, 2009

Mesi(yedi)

sigarasını yavaşça ve kendine bile çaktırmadan yaktı.ama duman bir anda alanı sarmıştı.adam fazla tedirgindi,bişey olmayacağı halde;her an bişey olucak gibi davranır,yapıcaklarını bir an önce bitirmeye çalışırdı.
hem de fazla yaptığı bişey olmamasına rağmen..
bir askısı,bembeyaz omuzundan aşağı,narin bir saç teli edasıyla,sallanıyordu.omuzlarından
çenesinin başladığı yere kadar olan bölge,insanın hiç unutamayacağı bir güzellikte parlıyor ve doyumsuzluğu açlığa çevirebilecek kadar huzur kokuyordu.göğüslerinin arasına kadar sarkan altın zincirin ucundaki minik,uzaktan ne olduğu belli olmayan şey,yaprak,sessizliğin simgesiymişcesine,hafif hareketleriyle sallanışı;sonbahar rüzgarlarını anımsatıyordu.adam hala telaşlıydı.kızın diğer askısının süt tenindeki minik düşüş hareketi;geçmiş yaşamda yitmiş bir şeyi araya araya,adamın keskin çığlığını kulaklarında çınlattı.
etraf artık daha da duman kokmaktaydı.tıpkı iğrenç tuzlu suda yüzmeye çalışan yarı ölü yarı baygın balığını kokusu gibi burunlarında bir nefretliğe ulaşan oda;durulmayacak bir hal almıştı.adama bu koku nedensiz şekilde geçmişini anımsatıyordu.buram buram onu takip eden,pis kokulu geçmişinden bıkmış olan adam bir anda-her zaman ki gibi telaşla ayağa fırladı.kız
kafasını ona kaldırıp bulunduğu durumu gözden geçirdi,şeffaf renkli ellerini omuzlarından sallanan askılarına teker teker götürüp onları olması gereken yere yerleştirdi.
-"bir sorun olmalı?"dedi.seside teni gibi hiçliği aydınlatan bir güce sahipti.
-"evet,olmalı"dedi adam.hala olan şeylerin hayalliğini ve gerçekliğini ayırmakta zorluk çekiyordu,kıza yakınlaştı ve kokusunu içine çekti.
-"belki de başka bir yerde olsak daha sakin olabilirsin?"dedi kız.kelimeleri yavaşça söylüyordu ve onu dinleyenler kendi konuşmalarından soğuya bilirdi bile.
-"olur"dedi adam.bu sırada bacaklarının altında olan ayaklarını haketmediği pislikteki yere indirip odada-kapıya kadar süzüldü,elinle ve gözleriyle adamın onu takip etmesi gerektiğini bes belli anlatmıştı.
adam ayağa kalktı ve hala telaşlıydı.
kızı takip etmenin verdiği ezici ve nerden geldiği belli olmayan hislerle adımlarını titrek attı.kız kapıyı ufak dokunuşlarıyla itti ve kapının yanındaki düğmeye basarak ışığı açtı.
oda;fazla beyazdı.ve fazla boş.
gökyüzünün olabileceği en şirin açık mavi tonundaki çarşafı,içinde ne kadar nefret olursa olsun,onları bir anda yok etmeye yarar konumdaydı.duvarlarının rengi kızın renginden güzel bir beyazlıkta olmasada insanı beğendirmeye iten bir güçle-ışığın yardımı ile parlıyordu.
adamın ilgisini odanın en uç köşesindeki üzerinde bir kaç kitap olan kitaplık çekmişti.içinde bir anda onun okuduğu her kitabı okuma isteği doğdu.hızlı adımlarla oraya ilerledi.tam kitaplığa ulaşacaktı ki bir anda kızın çıkardığı,kulağı fazla yormayan ses ile arkasını döndü.
kız pencereyi sonuna kadar açıp,su yeşili perdesini kapatmıştı.içerisi şimdi dışarıdan gelen yağmurun ıslattığı toprak kokusuna hapsolmuştu.
-"ne güzel koku"dedi kız.kendini yatağa attı ve yüzündeki gülümsemeyi hiç bozmadan sözüne devam etti:
-" nasıl da rahatlatıcı.di mi?"
adam kitaplığa gidiş amacını bile unutmuştu şimdi,geri döndü ve hafiften bile olsa gülümsemeye çalıştı.
-"evet,sanırım"dedi.ama kokuyu duyamamıştı bile.ne kokusundan bahsettiğini bilmeyi arzuladı.
kızın yanına oturdu.kızın gözlerinin sarılığında bir kaybetmişlik gizli gibiydi.
üzerindekileri çıkarttı,ve düzenlice katlayıp yastığının yanına koydu.şimdi adamın gözleri titrek ve çekingendi.
kız yumuşak ellerini adamın belinde gezdirerek,ona farkettirmeden gömleğinin düğmelerini açtı,onun da tenin rengi koyu sayılmazdı ve tenin pürüzsüzğü kızın gözlerine ve avuç içlerine kaydolmuştu.
sessizliğin rahatsızlığı başlamıştı beyinlerinde,gülücüklerin anlamsızlığının ve sözcüklerin sahteliğinin verdiği acı soğuk ellerinde belirdi,adamın.kız ise nerden geldiği belli olmayan bir sıcaklıkla adamı ısıtmaya devam etmekteydi.
olması gereken,yine olmaması gereken zamanda ilerliyordu.
çok zaman geçtikten sonra ilk önce adam uykuya daldı.ve ilk o uyandı.kızın beyazlığıyla çarşafın dağınıklığı gözünü karıştırmaktaydı.
kitaplığa yürüdü ve zarfı dördüncü rafa bıraktı.kitaplara bakmak aklından bile geçmemişti.sessizce odadan çıkıp merdivenlere yöneldi.sokağın kulaklarını öldürdüğü pis sesinde düşündüğü tek şey;acaba yeterince para bırakmış mıydı?
yağmur damlalarının soğukluğunu bile hissetmeden evin yolunu tuttu;
hızlıca ve telaşla..
video

sanatçıya saygı--

October 6, 2009

video

life..
"yokluğun;yok olmuşluğun içine saklandığını anladığında yok olmuşsundur."
-nigira

October 5, 2009

say:now he doesn't make sense

şu sıralar bazı yumuşak hisli yoklukların arasına gizlenmiş minik parlaklıktaki hayallerinden bahsetmekten başka yaptığı bişey yoktu.biraz gerinir ve geriye dönerdi.gördüğü şeyleri anımsar duyduklarını bir daha işitirdi.sigara dumanı artık gözlerini ıslatırdı,hafiften de burnunu yakardı.
fikirlerinin saydamlığı,zorlukların gerçekliğinden de acıtırdı canını.her gün biraz daha ondan,ondan öncekinden ve ondan sonrakinden kaçardı.
"aslında o,biraz da olsun bazılarının yerine geçebildi."
"ve şimdi de olması gerektiğinden de fazla duraksanmaya değer görünen hiçlikti"
çok şey alınmıştı,bi o kadar da verilmişti.ama hayal edilenler sadece bir kaç şarkıdan ibaret şekilde duvarda asılı kaldı,duvarlar da her zaman sararıktı.kitaplar ya yırtılmış ya da yakılmış olmayı,bu kadar da haketmemişti;üzülmektense,özlemeyi tercih eden toz taneciklerindeki hüzünlü havalı koklaya koklaya.
bilgisizliğin unutkanlığa karıştığı minik odacıklardaki çaresizlik bakışları ısıtırdı heryerini,belki de görülmesi gereken şeyleri zaten görmüş olduğunu savunduğundandı bu sesleri önceden tahmin edebilen kulaklarının kısıklığı.
ya da ormanın doğal seslerinde dansedebilen hayvanlar eşliğinde yaptığı söyleşi formundaki toplantılarının izleri vardı göz kapaklarında.bilemiyorum..
"gözlerimi kapatırsam,senin burda olduğunu unutacağımdan korkuyorum"
"kaybolan bir tek sen değilsin,bak saçlarım nasıl da dökülüyor;yapraklardan da çok hemde.bak sesler bazen ne kadar da hızlı,yakalamak için koştuğunu sen de benim kadar farkındasın.
hayallerin nasıl da yapmacık.nasıl da silinik."
her zaman devam edebilen şeylerin arkasından giderdi.aslında sevdiğini sandığı şeyler;aslında gerçekten sevdiği şeyleri saklamaya yetebilecek güçte olsa da,neyi sevip neyi sevmedğini bir o bilir gibi yapardı.
her günden ayrı nefret eder,ayrı ayrı severdi.
"günü kurtarmayı seven insanlar;her seferinde bir gün yaşarlar,öldüklerinde ise sadece bir kaç günlüktürler."
"yerine getiremeyeceğin dilekler tutma,ya da getiremiyeceğine inanıyorsan kimseye söyleme."
daha hızlı uyuyabilmek için göz bandı takar,sabahlarıda gece sanardı.
ve artık rüyalarda yaşlı bir insandı.

September 21, 2009

böyle şeylere varım


böyle esintili günlere çok varım.hele bir de içine içine giriyosa hava,yavaştan uyuşmuşsa gözlerin.
ellerin titremeyi özlemişse,saçların birbirine karışıyorsa ve gülümsüyorsan,ben varım.
bardağı yavaşça masaya bırakıp ayağa fırladı.
-"görebiliyor musun?"dedi.oda fazla aydınlık değildi ve aslında o da tam anlamaıyla göremiyordu,hissedebiliyordu.
-"neyi?"dedi karşısında duran yüzü hüzne müsayit adam.
-"rüzgarı?"
epey düşündü,ellerini havaya kaldırıp odanın içerisinde bir o yana bir bu yana salladı,narince ama.hissetmekte zorluk çektiğini belli edercesine ona döndü ve kafasını indirdi.
-"olsun"dedi.
şimdi ise ikisi aynı koltukta oturmuş birbirine bakıyorlardı.kızın saçları uçusuyordu ama adamda tık yoktu.uzun bir süre sonra kız bi anda ayağa fırlayıp uçuşan eteğini tuttu.
-"nasıl olurda hala hissedemezsin"diye yakınıp durdu,bir sigara yaktı.
oğlan ise üzügünlüğünü beslemeye devam ederek odada dolanan sigara dumanını izledi,yayılan lavanta kokusu dikkatini çekti,ayağa kalktı ve kapıya yöneldi.
kız bi anda sinirlenerek;
-"gitmesi gereken benim"dedi.
-"gitmesi gereken bendim."
adamın yolunu keserek ona bir gülücük tattırdı.
-"böyle havalarda gitmesi gereken benim"dedi.adam ne yapıcağını bilemeden kızın elindeki sigarayı aldı.
-"iyi git o zaman".
odanın biraz daha karanlık olan köşesindeki eskimiş bordo kadife bi koltuğa oturdu ve izlemeye koyuldu;kız üzerine mavi yağmurluğunu geçirdi,ayakkabılarını giydi ve arkasını döndü;
-"keşke sen de hissedebilsen ve gülümsesen"dedi.sesinde bir titreklik falan yoktu,ve de düşünülmüş bir cümle de değildi.aniden çıkmıştı ve kararlılığı adamı biraz da olsun düşündürmüştü.
yavaşça kapıyı kapattı.ve saçları bulutlarla buluştu.
adam hala hissedemiyordu ve farkına varamıyordu.
kız şimdi dışarıda rüzgarla fısıldaşıyordu.

September 9, 2009

life is easy



tek isteği renklerde kaybolmaktı.
zorluluğun içindeki sinsilik yıktı beni geceleri.
ve bazen olmam gereken yerde-yatağımda-değildim.ellerimden dökülen biraz turuncumsu saç telleri üzdü beni.
dedi ki;
nerde kaldın?
aslında ağacın dalları birazda olsun bacağımı kanatmaya yetmişti.beyaz çorabım şimdi ise bilinmez yerlerden gelenlerdendi.
eğilip kırılmamış dalları toplamamı istedi.
eteğimin rengi onu biraz endileşelendirmişti ve az dal verince ayaklarıma kızıp beyaz çorabımın geri kalan beyazlığını yok etti.
bazı güçleri vardı ve nereden geldiğini düşünmeyecek kadar akıllı sayılırdım.
bazense elindeki ağsasını kafama dokundurur ve beklerdi.çok korkardım.
derdi ki;
biraz daha kum tanesi.
anlayamazdım.
ne garip!dedim.
nasıl da etrafımızı sarmışlar!
arada bir onun yanında olduğum zamanlarda bana hep güvende olucağımı hatırlatırdı,ben her seferinde unuturdum bunu.
unutuyorum.derdim.kızardı bana ve gelecekteki geçmişimi vurgulardı yüz hatlarıyla.kafam karışırdı,dinleyemezdim,sadece hayal edebilirdim.
bazense hayal etmenin aslında bana getirisi değil de büyük ölçüde götürüsü olduğunu fısıldardı.
oralı olmazdım.
dalları bir eline alıp koşturmaya başladı.
nereye?dedim.
neden?dedim.
bu sefer o oralı olmadı,gülümseyerek uzaklaştı.
ne garip!dedim.zaten hep derdim.
görmek istediklerinle gördüklerin nasıl da farklı,nasılda mosmor.
aman.dedi.
sen kafana takma,neyseki görücek çok şey var,içicek çok renk.
aman.dedi.
sen şöyle bi uzan,nasıl olsa çok vakit var,yatıcak çok saman.
anlayamadım.
asasını yaktığını görünce,biraz da olsun farkına vardım.
yapıcak çok şey var,yakıcak az şey.
onu bunu geç.dedi.
hızlı yürü,ayağına basıcam.
ne garip!dedim.
bak güneş hala aynı yerde.
sırıttı,ilk defa anladım ki son büyüsünü yapmıştı.
saat hep aynı kaldı.

September 2, 2009

milk is white


bakış açısı değişkendir.
süt içmek bazen çok iğrençtir.
-"ben öyle göründüğünü sanmıyorum"dedim.fazla emin değildim.ve gözlerimi karşımdaki kişinin gözlerine dikmiş,cevabını bekliyordum.ama onun daha hiç birşeyden haberi yok gibiydi.biraz bekledi.sanki bakışlarım onu kuru elini havluya sürdüğündeki içinin kalkması gibi rahatsız etmişti.
-"düşüncelerin,aslında olmayan şeylere çalışmasaydı,belki,bir işe yarayabilirdi."dedi.aslında beni iyi anlamıştı ama farkında değildi ve şimdi de böyle bir cümleyi nasıl kullandığını düşünür gibiydi.
-"haklısın"dedim.haklıydı da.ama farkında değildi.
yorgunluğun ona uyku getirmediği sabahlarda,her zaman,beni arardı.arada bir sadece susar ve sesimi dinlerdi.
-"haklısın"dedim.gömleğinin yakaları çok muntazam duruyordu ve onun öyle bir havası vardı ki;herşeyi bilir,herşeye bir cevabı var,herşeyin başı sanabilirdin.
çok geçmeden bana döndü,bu sefer sadece bakıyordu,tıpkı akşamları yatağında rahat edemediğinde bana gelip beni uzun süre izlediği geceler gibi.birşey söylemek istiyor gibiydi ama daha durumdan fazla haberdar değildi.
-"ya sana,aslında senin sen olmadığını söylersem,bana ne cevap verirsin?"dedim.aniden bakışlarını benden uzaklaştırıp,sanki bişeyleri anımsamaya çalışırmışcasına uzaklara baktığını farkettim.
-"sakın söyleme"dedi.vazgeçmiştim ve kurduğum düşüncezislik oyunlarının parçalarını toplamak için yanlış kişiyi seçtiğimi anladım.
-"fazla düşünme"dedim.şimdi ise üzgündü.nedenini onun bile bilmediği bir hüzün yayıyordu odaya,gözlerimin içinden beynime kadar giden anlamsızlık yollarını sular basmıştı.
-"fazla üzülme."dedim.
çok geçmeden ayağa kalkıp bakışlarımı izledi.hala yerdeydim ve sigaram hala bitmemişti.
-"gidiyorum"dedi.zaten zamanıda gelmişti.fazla kafa karıştırıcı abuk subuk düşüncelerin gölgesinde ona çok yer yoktu;bunu anlayabilmişti.bir kaç adım attı,kapıya yakınlaştı ve bana döndü;
-"eğer benden sonra da birini yaratıcaksan,benim kadar herşeyden habersiz olmamasını diliyorum."dedi.
muhtemelen merdivenleri hızlı inmişti ve sokağın karanlığıyla sisi arasında kaybolup gitmişti.
hala beynimde onun bana ilk kurduğu cümle gidip geliyordu ve anıları şeffaf bir kalemle beynime girmişti.
-"eğer sen,sen olmak istersen,sadece sen ol ve senin gibilerden uzak dur."

(for anyone)

August 31, 2009






i like to walk with you.

August 26, 2009

kısır?

August 12, 2009

for molly

(rüzgarın tozları vurdu yüzüme,
sensizliği seninle yaşamaktan da acıydı.
ve yokluğun adını verdim sana,
uykusuzluğun sırrını,
huzursuzluğun acısını,
eskimişliğin kokusunu.
belki bazen gülümsersin diye,
renklerin masumluğunu,
biraz da kendi masumluğumu.

parmaklarını birbirine dolamak kadar kolaydım
gözünde,
parmaklarımı birbirine doladım önünde,
ve sen giderken ben,
gülümsedim yine.

özlemenin güzelliğini sen uyurken yaşadım,
ben uyurken sen,
her gece yaşadın.
her gece yaşıyorsun.

şirin tarafıma kilitledim tenimi,
özlemiyorum,
arada bir anımsıyorum;
ne kötü sarardın beni.

ne kötü içerdin sigarayı,
gözlerinin önünden geçen sinekleri sayardın.

üstelemenin doruklarına vardın,
artık uyanmasan bile olur;
yaşadığını hissettirecek renk kalmadı)

August 4, 2009




evin içinde geziniyorum.
duvarlar bi garip,her yer toz.
loşluğun getirdiği kafa karışıklığının etkisinde bir sürü cola şişesiyle tartışıyorum,
cam kırıkları ayağama batmasın diye koltukların üzerinden yatağa ulaşıyorum.
bazense merdivende yatıyorum.

tütün,tütün


söylenecek çok şey yoktu.
hızlı konuşmaktan yorulmadığını iyi bilen kişilerden duyduğum bir kaç gereksiz cümlenin dışında,geriye kalan fazla bişey olmamıştı.
-artık sen,sen olsanda ben seni tanımak istemiyorum.-
yavaş adımlar,uyuz dokunuşlar.demir parçasının ıslak dayanılmazlığının sinsiliği vuruyordu yüzüne,nefret edilmesi kolay bişeydin.
kafamı çevirdim,
yanındakinden nefret etmek de kolaydı,
ama elleri fena sayılmazdı.
-arkadaşının elleri çok güzel-
rüzgarın içine,sen istemesende dolması gibi bişeydi o,basitti biraz,rastgele olan hafif turunculuk katılmış bir gözkyüzü gibi.

eldivenlerin kayganlığı gibi yapış yapış gülüşün soğuttu beni sana sabahları,gözlerinin boşluğu ve sigara izmaritlerinin çokluğu.

..ardından gelen bir kaç melodi işitiyorsan,bazı anlarda,kafanı çevirip bakman gerektiğini sana düşündüren anıların varsa aklında,biraz dolanıp geri gelmek gözüne güzel görünmüşse,masadan kalkarken bak gülüşlere.gözlerini kaçırman bişeyi değiştiremiyorsa masanın altında bir sürü ayağı yalnız bırak,karışıklığı önlemeye çalışmadığın sıralarda bak mesela ağacın dallarına.
ama çok uzaklaşma.
havada beraber uçuşan sinekler seni arar yoksa.
..
/
denizi izledim.uzun bir süre.soğukluğun dalgalarla ardarda ayaklarıma çarpışını izledim,güneş gözlerimin önünde batmıştı.
çok üzülmedim.
gökyüzünün harikulade renklerini kıskandım.
ve uyuya kaldım.
/

gıcık seslerin tekrarlanması,hem de artarak ilerlemesi,beynini uyuştursa;
-ne iyi,ne hoş.
ama bulutlar pek güzel olursa,orda kal.

kutuları üstüste koysanda onlar hala kutudur.
cidden.

July 5, 2009

(eğer turkcell olmasaydın daha güzel olurdu kağan.)

June 29, 2009


Blok Alıntı




(daft punk-something about us tekrarlı bir yaz sonu

ondan bahsedebilseydim,ona bahsederdim1

öncelikle bişeyler anlatmaya çalıştı.birinden bahsetmek istiyordu ama cümleleri fazla güzel olmadığı için aklınızda resmini çizmeniz zor olur diye bu konu üzerinde epey düşündü.saat çok geç olmuştu,ama geçen saatlerde düşündüğü şeyler zamanını boşuna harcamasına değil de içten ve değerli geçmesine yol açmış gibiydi.kısık sesli fikirleri sadece birinin yüz hatlarından akarak ağzından çıkıyordu.
ellerinin minikliğinde gizlediği uçarı düşüncelerinde yüzmek istediğini söylerdi hep ve o çok yakışıklı derdi.ve de kibar.insanlar onun nereden geldiğini haykırabilir bile,ama asla cevap almayacaklarını bilerek.
yorgunluğu yüzüne yansıtmadan sorularına cevap verilebilir biriymiş o.kız öyle derdi.
onun öyle harikulade olduğunu farkettiğinde artık çok geçmiş ama,yolu olmayan kasabadan kaçmak isteyen yalın ayak bir genç kız misali beynini onun yönüne doğru çevirmiş olsada,gerçekten artık karmaya inandığını haykırsa da,yalın ayaktı.soğuk sulardan gelen bencil düşüncelerinin kurbanı olan kızlardan uzak durmak istediği zamanlarda oluyordu bunlar ve benzemek istemeyeceği insanların kimliklerini çaldığını gördüğü sıralarda su içerdi.lıkır lıkır ve hıçkırarak.
"beni ben susatmadım"
vücudunu bir o yana bir bu yana sallayarak dinlediği ağır ve güzel şarkılarda da aklında olmaması gereken fil kafaları vardı ve istese de istemese de aklına giren her sineği öldüremezdi.aksine beslerdi ve bazen o kadar çok olurlarda ki,üzmekten korkardı,rüya görmekten korkardı,uyuyamazdı.
o bazı geceler seni görmesin diye uyuyamadı.
yudum yudum içmek için renkli gözleri,farklı ırklardan kişileri arzuladı o hep-ama onun olduğu yer her zaman yerdi ve o yerde herkese yer yoktu-kafası her zaman kurulan anlamsız ve karmakarışık cümlelerin doğrultusunda ilerlerdi.
kafası hep karışıktı.
ama bazen sadece boş olurdu.karışamayacak kadar anlamsız.
(kısaltılmıştır: )
artık yorgunmuş.
duyduğu sesleri beyninde resimlendirmekten,birilerine farklı isimler takmaktan ve hatırlamaktan yorulmuş.huzurlu şeylerin dışındaki her önemli ayrıntıyı bir anda dolu bir kum kavanozuna kaldırır orada fosilleşmesini bekleyecek kadar sabırlı yaklaşırmış anılarına,yorulmasın diye...
gittiğini unuttum.derdi.
sanki sabahları kalktığında bazı şeylere sahipmiş gibi aniden uyandıktan sonraki gerçekliğin gölgesinde ezilirmiş,kolları morarana kadar.ama onu ağlatabilecek kadar değil.bazen ise bu onu rahatlatırmış bile.
sığ fikirlerin yarattığı devasa sonuçların hızlılığına küfür ederken yakalardı kendini ve aynalara zaten hiç bakamazdı.yükseklerden gelen anlamsız ve aslında imsaknsız dediği şeyleri yaptığı anlarda değerlerini bilmeden harcadığı elmas tozlarına da küfür edermiş.
elmas tozları suya karıştığında,yüzmekten nefret etti.ve...
mimik dolu sözlerden kaçınırdı,ve asla karşısındakine bakmayı öğrenemedi.
istemedi.
her zaman,tek bir yalan söylerdi,ve hiç kimse bilemedi.
"gülümsedim"
bilemezdi.
farklılığın doğurduğu kısık hareketli nefes alış verişlerinde kaybettiği isimleri içerdi bazen.içten bir oh çekebileceği farklı yükseklilklere ulaşmış karşı cinlerden gelen kokulardan kaçardı.
biri Tanrı gibiydi.
ve yumuşaktı.
uzaktaydı.
yavaşlığın ve içtenliğin anahtarı ondaymış.ve istenilen değil gereken olmaktan vazgeçemeyen bir siyah yıldızı hatırlatan gülüşüne kilitlenmemek imkansızmış.beyninden akan cümlelerin azında bile yüzebilsen,sana yetermiş.
yetmezmiş.
bana uzak her harikuladelik,biraz da olsun Tanrı gibidir.
çok güzelsin.
onun istediği o hiç olamazmış..
"yeteri kadar istememişsin o zaman"
dudaklarından akan ayna görevindeki kelimeleri her Tanrıyı yansıtamazmış.
bize şundan bahset dediğimizde;
"eğer ondan bahsedebilseydim,ona bahsederdim"
derdi.
havada onu aydınlatabilcek sadece ay olduğunda huzurun ona biraz daha yakınlaşabildiğini söylese de aslında onu huzura en yakınlaştırabilcek şey onun sahip olamadığı şeyler olduğunu haykırırdı gözleri boşluğa ve gözlerini kapattığında ise onu anlamak için dudaklarını okumak gerekirdi.kimse onu anlayamazdı ama.
o hep bizden farklı dilde konuşur,bazen hiç konuşmazdı.
omuzlarında taşıdığı yüklerden şikayetçi olabilcek kadar küçülmemişti,aksine taşıyamadığı şeyler için ağlayacak kadar azim öz sıvısı tüketmişti.
onu anlatabilmek için onu yaşamak değil,onunla yaşamak gerekirdi.
bazen o yaşamıyor gibiydi.
hayallerinin gerçeklikle örtüşemediği noktalarda dinlenirdi ve hayallerini olabilcek şeyler yerine olamayacak şeyler yönünde geliştirmişti.hayalleriyle rüyalarını asla bir görmez,asla birbirine karıştırmazdı.
bu kız oydu.ve o kızken diğeri ise her zaman başkası olurdu.
özlediğini söyleyebilecek kadar erdemli insanların arasında cirit atan ayaklarını soğuk denizlere,geceleri daldırdığında mutlu olurdu ve kendisine benzeyen sayılı insanın elinden tutup zor olan merdivenlerde yol alırdı.
aslında genelde dalardı ve uyurdu
bazen beyni titrerdi,ve düşünmeye araverirdi.
Tanrı bir tane de kendinden yaratmış derdi.

June 27, 2009

yaz kahvaltıları

June 19, 2009



yoruldum

bölüm bölüm


I gotta get too drunk to dream
'cause dreaming only makes me blue
i gotta get too drunk to dream
because i only dream of you
..

-

yapmayın ya 2009 yılındayız internet nasıl bu kadar yavaş ve sinir bozucu olabilir ya.aman ya.50 yıl önce 2000li yıllara gelince uçan arabamız olucak hayallerinize noldu?

işte böyle oldu


yüzük parmaklarına iz yapmıştı ve diğeri gün saymıştı.
koltuk yeterince büyük ve açık renk olmadığı için fazla rahat olmadığını ona bakışlarınla anlatmaya çalışsada çok başarılı olamamıştı.
arada bi geriye doğru gidip geliyordu.vücudu değil ama,aklı.artık hareketleri ritüelleşmişti ve karşı taraftaki ona daha soru sormadan cevabını veriyordu.
-"naptın sen?"dedi.
-"biliyorum,haklısın"
yorgunluk akan gözlerindeki bakışlar bazı duyguları çoktan kaybetmiş ve neyi görmek istersen onu gösteren bir hal almıştı.çocuk kararsızdı.
-"işte böyle oldu"
-"biliyorum,görüyorum."
kafa karıştırıcı bir kaç kelime oyunundan sonra artık şimdi bulunduğu oda hakkında konuşmaya başlamaları lazımdı,ama oda dediğim öyle basit bir oda değildi.sonuçta uzun süredir birbirinle konuşmayan insanlar o odaydı ve çokta alakasız bir ortamdı.
perdeyi biraz araladı.
-"boşuna vakit geçiriyorsun"dedi diğeri.
perdeden uzaklaşarak,küçük adımlarla koltuğa oturdu.
-"biliyorum,istiyorum"
üçüncü kişi çıkmıştı bir anda ortaya ve muhtemelen de seçimleri tipik erkek seçimi değildi.hareketleri bunun bu şekilde ilerlediğini çok bariz bir şekilde minik bir sırıtma gibi beynimize işlemişti.
o,fazla bilmezdi.ve arada gidip gelirdi.
-"fazla rahat değilsiniz"dedi üçüncü.
-"biliyoruz,mutluyuz"
kapıyı kapatmadan çıktı dışarı ve
-"az vakit var,geri gelicek"dedi diğeri.
-"biliyorum,hissediyorum"
diğeri perdeyi kapattı ve aklındaki geri gidişleri ortadan kaldırdı.ne de olsa o gün saymıştı ve diğerinin parmağında yüzük kalmamıştı.
üçüncü uzun bir süre geri gelmedi.
kapı hala açıktı.

June 18, 2009

-


-math and physic club,la la la lisa




-velvet underground,stephanie says

yıktı


tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tuk tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tik tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tük tık tık tık tık tık tık tık tık tük tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tik tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tük tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tuk tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tik tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tük tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tıktık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tük tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tik tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tük tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tük tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tik tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tak tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tık tüh...
(şimdi baktım da bu kadar çok tık,tak,tük,tik li şeyleri elimle nasıl da bir sabırla yazmışım.)

-

"biraz su alın,biraz daha su alın"
anlayamadım.
kollarımı iki yana şöyle bi açtım.arkalara doğru,tıpkı küçükken bana 'sen anneni ne kadar seviyosun göster bakalım"dediklerinde açtığım gibi,arkada birleştirip 'bunun bin katı'derdim.zekiymişim ben-eskiden.
ama şimdi ki açışımın nedeni gerilmekti sadece.o kadar.ve öne doğru getirdiğimde bir 'oh' çekip elimi sigaraya uzattım.
-"daha ne kadar?"dedi karşımdaki.gülümsedim.ama cevap vermedim.zaten bu cevabı beklenen bi soru değildi.yani ben öyle düşünmüştüm.
kibrit kutusunu ilk elime aldığımda,üç tanesini kutuya ters çevirip koymuştum.ve demiştim ki;
-"bu üç tanesinin sonuncusunu yaktığımda herşey daha güzel olucak"
aslında herşey aynı kalıcak.
gülümseyemedim.
-"bana da bir bardak su koyar mısın?"dedim.ani bi dönüşle kafasını bana çevirip biraz baktı.zaten hep bakardı.ve hiç bir iş yapmazdı.
şişeyi uzattı ve bardaksız içtim.
-"biraz su iç,biraz daha su iç"
anlayamadım.
ve seslerin daha güzel duyulabilmesi için biraz sessiz kalmayı önerdim ona.
-"hangi sesler?"dedi.
-"huzurun sesi"dedim.
ki o hiç bir zaman anlayamazdı.her ne kadar ben her zaman dik görünsemde,içten çöktüğümü ve aslında gerçekten çok zor dik durabildiğimi anlayamazdı.dik değildim,başım bir o yana bir bu yana gidip gidip geliyordu aslında ve o sadece benim o gidiş gelişlerimin arasındaki minik bir kaç saniye süren dikliğimle yargılıyordu beni.
-"istesem de dik duramam"dedim.
hafif sıcak rüzgarın üzerimizde yarattığı soğukluk hissi artık ilk baştaki kadar gerçekçi değildi ve içten içe terlemeye müsayit vücutlarımız işlevlerini yitirmek üzereydi.
-"su ister misin?"dedi
-"biraz su iç"
anlayamadım.
güneş batmış olmalıydı,perdeleri benimkiler kadar koyu değildi ve karşı apartmandaki alışverişler bile görünebiliyordu.
biraz yer değişikliği yaşanan zor bir yerdi.tam anlamıyla görememiştim.
göz ucuyla görebilsem bile ki bu zor bişeydi,fazla uğraşmadan camdaki yansımalara dalmıştım.
arkası dönüktü.
ve merdivenleri teker teker indi.ağaç dallarının yüzünde yarattığı etkiden kurtulmak için ellerini iyi kullanıyordu.
artık etraf çok sakindi ve boştu.
kibrit kutumu da almıştı.
-"biraz karar alın,biraz daha karar alın"
anlayamadım.
arkam dönüktü.

June 13, 2009

terasımı herkes sever

deep purple mı prodigy mi?
hadi bakalım.

i drink milk every day

Blog Archive